Aidiyet ne demek? Aidiyet duygusu nedir?

Aidiyet ne demek? Aidiyet duygusu nedir? Bu sorular zihnini kurcalıyor olabilir. Aidiyet kısaca ait olma durumudur. Bir başka ifadeyle bir yere veya bir kimseye bağlı olmak anlamına gelir. Örneğin, bir spor kulübünün taraftarı olduğun zaman kendini o kulübe ait görebilirsin.

Aidiyet duygusu ise bir kişiye veya bir yere ait olduğun zaman, o kişiden veya o yerden kopamayacağını ifade eden bir durumdur. Aidiyet duygusu insani bir ihtiyaçtır. Dünyaya geldiğinde bir bakıcıya ihtiyaç duymak ve daha sonra kendini ona bağlı hissetmek örnek verilebilir.

Aidiyet nedir?

Aidiyet nedir? Aidiyet, bir gruba uyum sağlama veya bir grubun önemli bir üyesi olduğunu hissetme duygusudur. Gerçekten yakın olan bir aile her bir üyesine güçlü bir aidiyet duygusu temin eder. Bu insanın ilk deneyimlediği aidiyet olgusudur.

Aidiyet, bir grubun resmi bir parçası veya belirli bir insanlarla uyumlu olmak anlamına gelir. Bir aidiyet hissi, özellikle arkadaşlarla, aile üyeleriyle veya diğer yakın insanlarla uyum sağlama ve iç içe geçme duygusunu tanımlayan bir histir.

Aidiyet duygusu nedir?

Aidiyet duygusuna sahip olmak yaygın bir deneyimdir. Aidiyet bir şeyin parçası olarak kabul edilmek anlamına gelir. Büyük bir durum için çok ufak bir kelime olduğunu söylemek gerekir. Aidiyet duygusu insani bir ihtiyaçtır.

Bir yere veya bir şeye ait olduğunu hissetmek, hayatta değer görmek ve yoğun acı veren duygularla başa çıkmak için fazlasıyla önemlidir. Bazıları arkadaşlarına, bazıları ailesine ve hatta bazıları kendilerini belirli bir sosyal medyaya ait bulur.

Hepsinden farklı olarak bazıları kendilerini yalnızca bir veya iki kişiye bağlı olarak görürler. Bazı insanlar dünyadaki tüm diğer insanlarla bağlantılı olduklarına inanırlar. Bazı insanlar ise aidiyet duygusu bulmakta zorlanırlar ve yalnızlığın acı verici deneyimiyle sürekli yüzleşirler.

Aidiyet gerçekten ne anlama gelir?

Bir gün bir arkadaşım bir proje fikriyle kapımı çaldı. Projenin kazancı çok yüksekti ve aynı zamanda yapabileceğim bir şeydi. Sonuçta bir yazardım ve işim yine yazmaktı. Bir şans vermek iyi bir fikir olabilir diye aklımdan geçirdim ve söz konusu projeyi düşünmeye başladım.

Fakat işin içine girince oraya ait olmadığımı hissettim. Gerçekten çok farklı konulardı. Bir türlü yazdıklarımı çoğaltmam ve sunmam mümkün olmuyordu. Kısacası kendimi oraya ait hissetmiyordum. Bir anlamda aidiyet duygusundan yoksundum.

Bunu bir marketteki ürün bölümü gibi düşünebilirsin. Her ürün türü için ayrı yerler vardır. Süt ürünlerinin arasına sıkıştırılmış bir çikolata göremezsin. Ben söz konusu projede devam etseydim muhtemelen süt ürünleri rafındaki çikolata olacaktım.

Aidiyet, “hepimiz aynı şeyi seviyoruz ve aynı şeyi yapıyoruz, o zaman aynı düşünce ve görüşe sahibiz” demek değildir. Aidiyet “burada hepimiz yarım yağlı sütüz” anlamına da gelmez. Aidiyet, kendin olmaktan ibarettir. Farklı şeylere inanan insanların arasında var olabilmek anlamına gelir.

Aidiyet duygusu önemli midir?

Kendimize ve başkalarına verdiğimiz gruplar ve etiketler düşünüldüğünde aidiyet duygusuna sahip olmak çok önemlidir. Birkaç örnek vermek gerekirse ailelerin, spor takımlarının, hobilerin, dini grupların, hayır kurumlarının, siyasi partilerin, milletlerin ve ülkelerin üyesi durumdayız.

Hayatımızın neredeyse her yönü bir şeye ait olmakla ilgilidir. Aidiyet duygusu, insanoğlunun kendini organize etme biçiminin temelinde yer alan bir şeydir. Önemsiz olsaydı sadece tek başımıza yaşamayı tercih ederdik. Aileler, topluluklar veya organize olan kurumlar olmazdı.

Aidiyet duygusunun önemi hem fiziksel hem zihinsel sağlığımız için geçerlidir. Aidiyet duygusuna eşlik eden sosyal bağlar, stresi yönetmeye yardımcı olan koruyucu bir faktördür. Yalnız olmadığımızı hissettiğiniz zaman hayatımızın zor zamanlarında rahat hareket etme şansı elde ederiz.

Hayata en önemli ihtiyaçlarla başlarız. Bir bakıcıya bağlı kalırız. Bu, temel aidiyet ihtiyacımızın başlangıcını ifade eder. Aidiyet duygusundan yoksun olan çocuklarda daha düşük özgüven ve daha olumsuz bir dünya görüşü gibi problemler baş gösterir.

Bu tür insanlar büyüdükçe daha etrafı daha güvensiz hissederler. Reddedilme algısı konusunda biraz daha hassastırlar. Depresyon, endişe ve intihar aidiyet duygusu eksikliğiyle ilişkili yaygın zihinsel sağlık problemlerinin başında gelir.

Aidiyet duygusu nasıl geliştirilir?

Bu blog yazısını okuyan çoğu insanın bir dönem benim aidiyet duygusu problemi yaşadığımı tahmin etmesi kolay değildir. Ama yaşamadım. Her zaman çok arkadaşım oldu ve etrafım insanlarla doluydu. İnsanlarla o kadar içe içeydim ki hep kendimi dışa dönük biri olarak görürdüm.

Herkesin güvenebileceği “o kişi” olmak için çaba gösterdim. Fakat gerçekler bir gün gün yüzüne çıkacaktı. Aslında gizlice bir içe dönük olduğumu öğrenmem zaman aldı. Yalnızlık başa belaydı. Bunu aşmak için ise aidiyet duygusu geliştirmem gerekiyordu. Bunu aşağıdaki adımlarla başardım.

1. Temel inançlarına meydan okumalısın

Zayıf bir aidiyet duygusuyla mücadele eden insanlar muhtemelen hayatlarının büyük bir kısmında bununla mücadele etmişlerdir. Örneğin, kendini farklı hissederek büyüdüysen sürekli “ben bir yere ait değilim” inancına sahip olabilirsin.

Bu tür temel inançlar yapışkan hale gelirler. Bununla birlikte dünyaya bakış açını şekillendirmeye başlarlar. Hayata doğru attığın ilk adımdan beri kendini bir yere ait olarak görmediğin için problem yaşaman olasıdır. Çünkü sürekli olarak kendini bu şekilde görürsün.

Ne kadar çok içsel çalışma yaparsan yap, kendi benlik duygunu geliştirmek yerine, hayatını çevrendekilere uydurmak için çaba gösterirsem problem yaşarsın. Aşırı duyarlı olman durumunda yaklaşımın daha farklı olur. Çevrene uyum sağlamak için çaba gösterirsin.

2. Kendini kabul etmeye çalışmalısın

İnsanların yakınında olup kendini yalnız hissetmekten daha yalnız olabileceğin bir durum bulamazsın. Kaç kez etrafını insanlarla çevrelersen çevrele bir noktada kendini yalnız hissedebilirsin. Bu, en kötü hislerden biridir. Çünkü mantıksal olarak etrafında çok kişi bulunur.

Yalnızlık duygunun çoğunun daha derin bir değersizlik duygusundan kaynaklandığını fark edebilirsin. İnsanların seni anlamadığını, görmediğini ve takdir etmediğini düşünebilirsin. İşte bu noktada kendini kabul etme yaklaşımını benimsemen gerekir.

Kendini kabul etmek ne anlama gelir? Öncelikle kendini sevmek anlamına gelir. Kendini kabul etme konusunda eksiklik yaşamak istemiyorsan bunu yapmalısın. Aksi durumda sürekli bir şeyleri doğrulamak için dış kaynaklara ihtiyaç duyarsın. Bu ise seni zamanla yıpratacak bir şeydir.

3. Kendine alan yaratmalısın

Aidiyet çok yönlüdür. Bir şeye ait olduğunu veya ait olmadığını hissettiğin alanlarla ilgili duygularının karmaşıklığına saygı duymak önemlidir. Farklı ve çelişkili durumlar olduğunda “veya” kelimesinden uzak durmalısın. Bunun yerine ise “ve” kelimesine odaklanmalısın.

Bu aslında bir yöntemdir. A veya B diyerek ikisinden birini tercih etmek yerine A ve B diyerek ikisini birden tercih etmeyi içeren bir yaklaşımdır. Böylece birden fazla şekilde hissedebildiğini anlamış olursun. Kendini ve kim olduğunu kabul etmek için ekstra alan kazanırsın.

4. Kendini iyileştirmelisin

Aidiyet duygusu probleminin kaynağını açıklamak için bir terapistten yardım almayı düşünmek iyi bir fikir olabilir. Çünkü bazen, bazı şeyleri ortaya çıkartmak için ekstra bir göze daha ihtiyacın olabilir. Kendi içsel dünyanı kendi başına görmeyi başaramayabilirsin.

Kendini iyileştirmeye çalışmak bir aidiyet duygusu elde etmek için çok önemlidir. Sonuçta, kendini değiştirmek istediğin zaman farkında olmadığın davranışları, ilişkileri veya zihniyetleri değiştirme şansın olmayacaktır.

Kaan Karadeniz

İstanbul Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünden mezunum. Yazı yazmayı ve araştırma yapmayı seviyorum. Psikolog, terapist, astrolog veya yaşam koçu değilim. Hedefim insanların hayatlarına değer katabilecek bilgileri onlarla buluşturmaktır.

Yorum yapıp katkı sağla...