Kişisel

Neden Sen?

0

Hayatımın en anlamlı günleri vardı bir zamanlar
Sonra yok olup gidişlerini izledim zamana karşı
Gölgesini dahi yitirinceye kadar bekledim
Gözlerimi ayırmadım ufuktan
Geri dönme hissi olsa da içimde başaramadım
Yani kazanamadım kaybettiğim o günleri…
Sonrasında bir soru takıldı ağlarıma,
En anlamlı günlerimin meşhur kahramanına ait,
Neden sen…

Oysa ki bir sevdaydı bu
Başlangıcı belirsiz bir sevdaydı…
Sonu yoktu, sonsuzluğa doğru bir yolcuydu
Uzak bir diyardaydın sen
Ben ise zincirlenmiştim İstanbul limanına
Seyri iptal edilmiş bir gemi misali…
Belki en büyük engeldi bu ikimiz arasında
Ama hiç bir zaman sorun teşkil etmemişti…
Günü geldi çattı ki bir engel çıktı ortaya
O da sen… Peki ya neden sen..?

Yalancılar halt yemişti soframızda
Akşamlar tüm sadakatiyle beklerdi kapıda…
Güneş batarken son kez gülümserdi ufukta
Ve sen susardın peki ya neden?
Neden sen..?

Gece olunca uyku tutmazdı beni yatağımda
Sana sarılmak isterdim…
Gökyüzünün sarıldığı gibi bulutlara
Sana tutunmak isterdim…
Ama sen aniden dağılırdın toz bulutları gibi…
Peki ya neden?
Neden sen..?

Gündüzleri uykusuzluktan sarhoş dolaşırdım yollarda
Gözümün önünden geçenleri görmezdim,
Seni düşlerdim doyasıya ve seni beklerdim…
Toprağın yağmuru beklediği gibi…
Bulutların kararıp simsiyah olmasını
Büyük bir gürültü ile gürlemesini özlerdim göğün…
Sen ortalarda bile olmazdın peki ya neden?
Neden sen..?

Neden sen; vardın hayatımın her anında…
Sırra kadem basardın ihtiyacım olduğunda…
Neden sen; her hissi tattırabileceğin halde…
Gizlenmeyi, saklanmayı tercih ederdin…
Neden sen; geceyi aydınlatabildiğin halde…
Karanlıktan korkar gibi kaçardın…
Neden sen; beni ben yapabildiğin halde…
Neden sen; benimle mutlu olabildiğin halde…
Beni terk etmeyi göze aldın…

Cevabı yok bu soruların,
Sahiplerine benzer onlar;
Hüzündür en sevdikleri şarkı…
Özlemdir nefes aldıkları her an
Yalnızlıktır en hakiki dostları…

Anımsamak Gözyaşlarını

0

Bir şehir kuruyorum düşlerimde içerisinde dinmeyen bir hasret var
Yağmur eşlik ediyor olağan haliyle hasretime
Gözyaşlarımda yağmura derinden derine…
Bahçesi olan küçük bir kulübeye kapattılar beni koca şehirde
Sadece susamak ve acıkmak benim özgürlüğüm
Önüme konan yemekleri tat almadan yemek
Sonrada getirilen suya gözyaşlarımı damlatarak içmek…

Kış olduğunda bacası tüter kulübemin…
Herkes bekler dumanlar yoğun olsun diye
Ne çare yaksalar tüm bahçeyi yine de ısınamam
Sen olmadığın sürece…
Bazen öyle bir hüzün vurur ki
Hıçkırıkları düğümlerim boğazıma…
Ses dışarı gitmesin kimselerin farketmesin diye
Ne çare herkes bilir halimi ama kapıyı çalmaya korkarlar
Cesaretsizce…

İşte böyle yalnızlığa emanet edildim ben
Koca şehirde tek başıma bırakıldım duygusuzca…
Yoksun haldeyken kalbimden
Seni bekledim kapımı çalarsın diye
Ne çare sende cesaretsiz çıktın
Sende düşünemedin bunu
Soğuk kış günlerinde ısıtamadın yüreğimi
Sadece yağan yağmura eşlik etsinler diye
Gözyaşlarımı tetikledin…
Yalnızlığı bir kez daha yaşatmaları için
Gözlerime veda edip…

Yine Sen

0

Oysa ki her başlangıç yeni bir şeyleri getirmeliydi karşıma
Senin olmadığın bir yerleri, senin olmadığın bir anları…
Kızmak yersiz bir hatıraydı kurtaramadığım için kendimi senden
Çünkü bendim bun isteyen sonuna kadar kendimi sana emanet eden…

Lakin bir şansım daha olmalıydı yeni bir tekrar için
Ama şimdi yavaş yavaş yitiriyorum senden geriye kalanları
Belli ki çok geçmeden hiç bir şey kalmayacak ellerimde
Adımlarım geriye doğru götürecek beni yeniden dedirtene kadar…

Masum biriyken en azılı düşman ilan edilirim sevdiğim tarafından
Ne yaklaşır bana, ne de bir söz sözler sadece elinin tersiyle itiverir kıyıya doğru
Uzun süre beni meşgul edecek yalnızlıkla mücadele başlar bu andan itibaren
İsteksiz bir halde tek başıma kıyıya doğru yol alırken derinden hissederim yorgunluğu…

Aslında çok şey vardır ya söylenecek ama ben susarım sadakatimden
Kelimeleri gizlerim derinlikleri yakarak yüreğimde seni yaşatan ateşi
Yine sen diyerek kıyıya yakınlaşmadan atarım kendimi soğuk sulara
Böylece yüzme bilmeyen bir çocuğun macerasına ortak olurum akılsızca…

Yine sen… Yaşamak için, yaşatmak için yeniden sen…
Haketmediğim halde seni kaybetsemde yüreğim diyor ki; yine sen…
Gözlerimin önüne başkalarını getirsemde gözlerim diyor ki; yine sen…
Kulaklarım duymak istemesede işittiğim tek kelime; yine sen…

Anlaşılan hayat boyu yaşayacağım ben seninle…
Hayat boyu, her anımda her an yanımdaymışsın gibi
Yaklaştığında bahar ayları kapılarımı kilitlemeyi sürdüreceğim…
Tek başıma kalacağım odamda yine sen diyerek hayallerimle…

Nihayetinde kendimi bitirmeye doğru yol aldığımı hissediyorum içten içe
Bir yola girdim şimdi beni bekleyen zorluklara aldırmadan
Yolun sonunda beni bekleyecek olan bir hüzün olsada
“Yine sen…” bu mısraların son satırında…

Üşüyorum Bir Yaz Günü

0

Sonu olmayan bir yolculuğun içerisinde mevsimleri geride bırakıyordum
Sen yanımdayken benim için her mevsim bahardı
Sen gittikten sonra ise dünyam değişti ve her mevsim kışı andırdı
Soğuk bakışlar, sönük duygular ve sensiz bir hayat…

Onunla neler yaşadın derdi halime aldırmadan her yabancı
Her seferinde bu deyişler hatıralarımı yeniden canlandırırdı
Kaçmaktan ziyade, alışkanlık göstersede ihtiyar bedenim
Bir aşk taze kalmıştır içerisinde alevleriyle kalbimin…

Nükseden bir hasret var yüreğimde bazen engel olur elim gitmez
Bu mısraları yazabildiğim kalbim gibi kırık ve yorgun kalemime.
O zaman göz yaşlarım dökülür haykırırcasına sararmış kağıtlara
Eksikliğini hissettirmezler mürekkebin doldururlar sayfaları layıkıyla…

Uzun bir zaman var sonbaharın kapıya dayanmasına hüzünlerimle
Sıcağın insanı bunalttığı bir yaz akşamındayım şimdi…
Yine de ben üşüyorum günlerdir yanımda kimsecikler yok…
Sen yoksun, sevgili yok, mutluluk yok ama derinden derine hasret çok…

Rüyalarımda Ki Sen

0

Rüyadaydım yine bir gece ve sen beliri verdin kabusların arasından
Bir yıldız gibi ışıl ışıl parlıyordun karanlıkların ardında
Elimi uzatmaya çalıştığımda anlamıştım farklılığı bu rüyada
Kahramanı ben değildim sendin, gecemi gündümüze katarcasına…

Üzüntü ile tanışmadığım iki yer kalmıştı şu yaşam mücadelesinde:
Biri içi seninle dolu, yorucu ve gerçekleşmesi imkansız hayallerim,
Diğeride senden bir nebze uzakta olup huzur bulabildiğim düşlerim.
Kalbimi kaptırdığım gibi düşlerimide kaptırmaya yakındım o gece…

Yine hüzün kapladı her yanımı benden önce elini uzattığını görünce
Uyandığım an kabuslar gibi bir bölümünü unutamayacağım bir adımdı bu
Bir anda gözlerime odaklanarak her yanımı sarmıştı hüznün kokusu
Ellerinde bir çiçek, gözlerinde bir ışıltı ve dudaklarında bir gülümseme…

Aldatamazdım kendimi yıpranmış bu halimle kalbimi devrederken…
Gidişinle düştüğüm boşluktan kurtuluşumda hayallerimdi bana eşlik eden
Davetsiz misafir olduğun rüyalarımda seni yaşayarak ihanet edemezdim onlara
Çünkü sınır tanımadan seni yaşayabildiğim tek yerdi onlar doya doya…

Yaralarımı saracak bir yer ararken daldığım bu uykuda seni görmek
Tıpkı özlemlerimi gideremediğim yolculuklara benziyordu.
İkimizin arasına çizdiğin o çizgiyi son anda görmek
Senden gelecek bir yardımı kabul edemeyeceğimi gösteriyordu…

Anlamıştım şimdi neden gecelerimin gündüze katıldığını uyandığımda
Daha güneş yeni batıyordu karanlığın bastırdığı ufukta
Bir yolcu vardı, elleri kirli kaybolmaya yakın uzaklıkta…
Sadece bir borcum kalmıştı ona: Hakettiği bir veda…

Renksiz Çiçek

0

Bazen çıkış yolu bulamıyorum kendime, içinde hapsolduğum dakikalarda. Gözlerimi alıkoyamıyorum duvarlarımı süsleyen hayali resimlerinden. Odamın rengini dahi unuttum seni düşleyip kederlenmekten. Kararlıyım bu sefer son bulana kadar buradayım, hapsettim kendimi dört duvar arası renksiz odama. Ne bir yabancı, ne de bir dost girebilir kapıdan içeri. Belki sadece sen… Ya da resimlerde olduğu gibi senin hayalin. Bu beni o dakikalardan kurtarmaya yeterdi. Peki ya sonrası? Sadece seni düşlemek gün boyu… Geceyi unutmak, bir anda gündüze çevirmek günün her dakikasını… Her anı seninle beraber geçirmek, her düşünceye seni katmak ve uzun bir süreyi benden uzakta seni anarak geçirmek…

İster miydin böyle biri olsun hayatında? Söküp atamadığın, ne zaman çıkıp geleceği belli olmayan bir sevdalıyı tutabilir miydin sen tertemiz kalbinde. Bana hiç bakma, gözlerini benden uzak tut bu soruyu sorduğumda. Çünkü ben senin kadar beyaz olamazdım. Benim rengim hafif griye benzer, az da olsa içinde kötülük vardır. Bencilliğimden olsa gerek ya da bir anlık duygulara kapılıp ileriyi mahvedebilecek kadar kör oluşumdan. Hataydı işte bu, büyük bir hata… Satırlar boyu yazıp sayfaları tek tek çöpe atabileceğim bir hataydı. Üstüne düşünmekten kaçındığım, kendimi griden siyaha yönlendirebilecek kadar tehlike doluydu. Onu temizlemek gelir miydi elimden? Onu unutturmak mümkün kılınabilir miydi? Uzun zamandır bunu düşünüyorum. “Elimden gelenin en iyisini yaparım.” diyen çok olur ya bu hayatta bende diyebilirdim aslında ama yorgundum, bitkindim… Seninle ayakta durabiliyordum, koltuk değnekleri yerine senin kollarını kullanıyordum ve sende çekince kollarını…

Rüyanın sonuna doğru bırakılmıştım. Sadece uyanmam gerekiyordu artık. Gözlerimi tekrardan dünyaya açarak ayağa kalkıp yürümem gerekiyordu. Onca yükü sayende üzerimden attığım için şükrederken tekrardan tek başıma kaldığımı kabul etmem gerekiyordu. Uyandığımda yanı başımda bir çiçek gördüm. Beyaz ile gri arasıydı ama rengi belirlenemeyecek kadar soluktu. “Renksiz Çiçek” dedim ben ona ve belki kök salar diye saksıya ekip koydum baş ucuma… Sana hediye edeceğim onu çünkü artık ona bir renk gerekli… Seni gördüğünde yapraklarını havaya dikebilecek kadar beyaz mı olmalı? Yoksa seni her gördüğünde yapraklarından damla damla su akıtabilecek kadar gri mi?

İstanbul Limanı

0

Sisli bir gecenin ardından bastıran fırtına ile iptal edilen seferler
Benim yarıda bırakmak zorunda kaldığım hayallerime benzerler
Bir anda onlarca gemi ile dolup taşar limanın kıyıları
Demir atarak beklemeye koyulurlar fırtınanın dineceği o anı…

Onlarla kendimi bir tutamayacak kadar küçüktüm gözlerde
Haklıydılar aslında, ben onlar gibi duramazdım saatlerce suyun üzerinde
Yüzmeyi bilmediğimi utana utana söylerim bu limanın kıyısına her geldiğimde
Bana kızıpta onlarca kişiyi mahrum bırakmasınlar diye…

Nitekim anlarlar içlerinde yürekleri bulunmasa dahi beni
Koca şehri inletircesine çalıverir gemiler sirenlerini
İstanbul suskun akşamında birden hareketleniverir
Gelen kişi kendi şehrinde sevdiğini bulamayan bir gençtir…

Sorumlusu bendim şehri ayağa kaldıran bu yankılı sesin
O yük olağanca haliyle bana emanet edilmişti
Taşımak, sahip çıkmak ve hatta benimsemek gerekirdi
Her ne kadar belli olmasada adresi; gideceği son yerin…

Uzun bir yolculuk olacağını söyler dururdu eski yolcular
Gözlerimden akacak her yaşı bir sır gibi saklamam gerektiğini,
Senin gözlerine dalıp gittiğimde onları yad etmemi söylerlerdi
Bir kuyruklu yıldız gibi gelip geçmişti gözümün önünden o anlar…

Zamanı geldiğinde hatırlarım o anları ve yine ağlarım durmadan
Eski yolcuların yanına yanaşır selam veririm kıyısında bu limanın
Pürüzlü ve yankılı sesiyle emrini verir İstanbul Limanı:
Hadi durmayın, hep birlikte çalın o hüzünlü şarkıyı…

Bir Rüzgarın Hikayesi

0

Dünya… Her yaşanan olay bir anıdır onun için. Kişiler değişir, yaşananlar farklılık gösterir. Bazen yaşananlar aynı kalır, kişiler farklıdır. Bazen ise tam tersi olur ama hepsi bir anı olarak yazılır dünyanın seyir defterine…

Alışamadığı zaman insan her olayı büyütür, çığ gibi. Rüzgarın vurduğu beyaz örtü eşlik eder ona. Sonra rastgele çarpar bir yere. Bazen ölümcül olur bu şiddetli yıkılış, bazen şans yüze güler sadece beyaz örtü oynar yerinden. Elbet sonucunda bir şey olur rüzgar her estiğinde, elbet bir yerde bir şeyler kıpırdar. Belki bir yaprak ağacın dalında, belki de insanın yüreği… Heyecanlanır insan, biriktirdiği anıları tekrar canlandırır. Yaşar o anları tek tek. Sonra bir bakmış ki dinmiş son bulmuş o rüzgar… Geriye yıkık hayaller kalır bünyede tıpkı beyaz örtünün hareket etmesiyle yaşanan şiddetli yıkılışta olduğu gibi…

Lüzumsuzca esmez rüzgar, boş konuşmaz. Söz dinlemez ama kafasına göre de hareket etmez. Bir melodiye bağlıdır o. Bir ahenge tutkundur. Sevdalıdır kendi sesine, estiği an geçtiği her yeri bilir. Tekrar tekrar geçsede o yerlerden farklı bir şeyler yaşayacağını düşünür. Vazgeçmez kendisinden ve vazgeçemez sevdiğinden…

Mutlu olmasa bile her an, mutsuzluğunu gizler yabancılardan. Kimseye belli etmez kendi halini, kimseye söz etmez aşkından. Gün gelir suskun olur, bir köşede oturur, düşünür en son yaptığı işleri. Yanlışları varsa, yüzünde soluk bir ifade belirir. Bir daha ki sefere düzeltirim diyerek avutmaya çalışır kendini. Bir şans daha her zaman olacakmış gibi…

Ilık bir yaz akşamı bekler bizi kapıda. Rüzgar bugün esmeyecek der büyükler. Kimisi sevinir haline, kimisi ise o ılık yaz akşamında bile rüzgarı arar. Belki kendisine bir şeyler getirir diye bekler durur, oturup sokağın açıklık bölgesinde. Vakit geçtikçe umutları tükenir, vakit geçtikçe içlerinde bir korku belirir. Havanın karanlık oluşu etkilemez onları, sokağın kırık ışıkları birden söner ama aldırış etmezler. Sadece gidenleri geri getirecek bir esinti lazımdır onlara. Yani bir ahenk gereklidir, yani bir rüzgar…

Şanslı da olsa insan bulamaz onu. Anlamıştır artık, bugün onun günü değildir. Umutlarını erteler yarınlara, yeşermesini bekleyeceği o anlara. Kapılarda bekleyeceği yaz akşamlarında, karanlık dört duvar arası odasında umutlarını yeşertmek için çaba sarfetmeye başlar. Nitekim bunlar karşılıksız yaşanan bir duygunun ifadesidir. Eğer üzerine çok düşerse kaybetme riski olan bir duygu… Gitmesine izin verirse de tamamen yitireceği bir duygu. Böyledir insan, ikilemlere boğulur her zaman. Soğuk bakışlarla yaşamak için alışma evresine girmiştir çoktan, her taraf soğuktur… Herkes soğuktur ona karşı, kimse sevmez onu… Kimse istemez…

Isınma belirtileri başlar aniden, yine gülücükler gelir insanın yüzüne gerisi geriye. O anlık bir mutluluktur bu, belki uzun sürer belki de çok kısa. Bir garantisi yoktur. Mutluluk uzun olursa, nefes almaya zaman bulacaktır. Eğer kısa olursa; onun için hüznün yeni bir başlangıcıdır. Her ikisinede hazırlıksız yakalanır. Çünkü yaz akşamıda olsa beklediği rüzgar esmemiştir, beklediği o haber gelmemiştir kulaklarına. Hava ne kadar sıcak olursa olsun, içi gereğinden fazla soğuktur. Ne yapacağını bilemediğinden beklemekten başka çaresi de yoktur.

Merakı artar git gide. Hala beklemektedir rüzgarı, istediğini almadan kendisine yol açmayacaktır belli ki. Rüzgarda inatçıdır ya esmez, izler ve sadece bekler. Çünkü bir hata vardır önceki seyrinde, bir şeyleri yanlış yapmıştır. Belki bir notayı es geçmiştir belki de gereğinden fazla uzatmıştır bir notayı. Nihayet bir duygusu olduğunu anlamıştır, sürekli esmekten yorgun düştüğünün farkına varmıştır geçte olsa. Son yaptıklarından dolayı güçsüz göründüğünün farkına varması uzun sürmemiştir. Bunu düzeltmek için yola çıksada önünde bir engel vardır. Büyük bir engel… Dünyanın doğası vardır karşısında, düzeltmek istese de yaptıklarını doğa ile anlaşamaz. Sevdasından uzak kalacağının farkındadır. Çünkü onun mevsimi çoktan geçmiştir… Uzun süre gözlerden uzak kalacak uzun bir süre esemeyecektir. Aşkını kenarlara bırakmadan yüreğinin tam orta yerine saplayacaktır ta ki o gün geri gelene kadar. Son sözcüklerini söyleyecektir tüm içtenliğinle… Kadim dost İstanbul… Bu rüzgar poyrazdır… Bu rüzgar benim adımdır…

Görebildiğim Tek Beyaz: Bulutlar…

0

Gökyüzünü kaplamış yine bulutlar… Beyaz tenleriyle eşlik ediyorlar o mavimsi bedene. Kimisi çok küçük olsa da sarılmış sımsıkı kimisi de kocaman bir parça olmuş diyarın o hazin bulutlarına. Onlar benim görebildiğim tek beyazlar. Artık seçemiyorum bu rengi, beyaz dendiği zaman o sade ve saf renk gelmiyor aklıma. Bir çok beyazın kirlendiğini gördüğümden olsa gerek…

Gözlerim bulutlar dışında beyaz görmüyor benim
Yalan dolu bir dünyada kürek çektiğimden olsa gerek…
Seni her düşündüğümde bir damla iniyor gözlerimden yere doğru
Her bakışında gözlerime dokunduğundan olsa gerek…

Hani dolu dolu yağıyordu da yağmur saklanıyorduk ya saçakların altında
O gün havada kara bulutlar vardı ve sen onları göremiyordun,
O zaman anlamamış, görmezden gelmiştim ama şimdi çok iyi anlıyorum
Kirlenmiş bir ruhu taşıdığından olsa gerek…

Korku doluda olsa yüreğimiz ufak bir tekne ile salmıştık kendimizi denize… Ben korkuyordum, suya düşersem hayatımı teslim edecektim ilahi kudrete. Ama senin korkun başkaydı, sen suyun içine düşersen ölmekten değil temizlenmekten korkuyordun! Bunu o zaman gözlerine baktığımda anlamıştım. Anladığım andan itibaren rüzgar şiddetini arttırmış; o ufak tekne bir o yana bir bu yana sallanırken, iki kişiyi taşıyamayacağını belli etmişti… Ve o gün birimiz suya düşmüş, bir diğerimizde uzaklaşarak kıyıya çıkmayı başarmıştı…

Belli ki yaşamak gerekiyormuş bu duyguyu derin derin
Suyun dibini boyladıktan sonra nefessiz kalmalıymış insan
Çırpınmalı, haykırmalı ve savaşmalıymış suyun altında
Bunu anladım, insan kendi başının çaresine bakmalıymış usulca…

Kurtulmak isteseniz de kurtulamadığınız anlar olacaktır kalbinizde yaşattıklarınızdan… Uğraşmayın, bırakın kendi seyrinde hareket etsin kalbiniz. Eğer unutmanız gerekiyorsa o zaten gerekeni yapacaktır. Ama gerçekten yaşamış olduklarınızı unutmak istemiyorsanız, kendinizi unuttum diye kandırsanızda başaramazsınız.. Gün gelir tekrardan çıkarlar karşınıza…

Saygılarla…

Yüzme Bilmeyen Çocuklar…

0

Bizim denize olan sevdamızı anlatmaya kelimeler yetmez. Yıllar geçse de yüzme bilmiyoruz biz. Belki öğrenmişizdir yüzmeyi ama hiç bir zaman boyumuzdan ötesine gidemedik. Tabiri caiz ise korktuk, cesaret edemedik. Ama bir an olsun denizin bize anlattıklarından nefret etmedik. Hem korktuk, hem de sevdik onu. Tıpkı imkansız bir aşkın getirisi gibi…

Yüzme bilmeyen çocuklar… Hikayenin adı bu. Her şey var içerisinde; ailenin getirdikleri ve götürdükleri, bir kadının hayatı nasıl zehir edeceği ve bir kadının bataklıktan sizi nasıl kurtarabileceği; tecrübeler var ötesinde, pişmanlıklar var, tekne ile denize yolculuklar var, okyanus ortasında yalnız başına kalmak var… Sonra yanınıza yaklaşan iki dost var… Kıyıya çıktığınızda kendinizi bulduğunuz kent var, İstanbul var içerisinde… Cepte tek kuruş yokken İstanbul’u İstanbul olarak yaşamak var… Bu hikayenin kahramanı yok sadece adı var… O da Yüzme Bilmeyen Çocuklar…

Yüzme Bilmeyen Çocuklar… Yeni bölümümüzün hangi içeriklere sahip olacağını niteleyen giriş yazımızdı. Yazıdan anlaşılacağı gibi bundan sonra sadece objektif yazılar yazmayacağız. Acılarımızı, hüzünlerimizi, mutluluklarımızı, kısacası kendi içimizde yaşattıklarımızı burada yazıya dökeceğiz. Bu yazılar (hikaye olur, şiir olur vb.) herhangi bir kaynaktan veya kişiden esinlenerek yazılmayacak, tamamen kendimize ait olacaktır…

Saygılarımızla,
Gri Sayfalar

Go to Top