Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez)

Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez’in Buendia ailesinin kendi kurdukları Macondo şehrinde jenerasyonlar boyunca yaşadıklarını anlattığı romanıdır. Gabriel Garcia Marquez, asıl adı Gabriel Jose de la Concordia Garcia Marquez olan ve Latin Amerika’da Gabo adıyla anılan Kolombiyalı yazardır. Gazetecilik ve kısa hikaye yazarlığı yapmıştır ancak tanınmasını sağlayan yazdığı romanlar olmuştur. 6 Mart 1927 yılında Kolombiya’da doğan Gabriel Garcia Marquez, 17 Nisan 2014 tarihinde Meksika’da hayata veda etmiştir. Ölümünün ardından mevcut Kolombiya Başkanı Juan Manuel Santos onun için “gelmiş geçmiş en büyük Kolombiyalı” tanımlamasını yapmıştır.

Gabriel Garcia Marquez, Güney Amerika edebiyatını dünyaya sevdiren kişilerin başında gelmektedir. Yazmış olduğu üç roman One Hundred Years of Solitude, The Autumn of the Patriarch ve Love in the Time of Cholera onun en önemli eserleridir. Eserlerindeki ilgi çekici anlatımı sayesinde farklı bir yazar olmayı başaran Gabriel Garcia Marquez, sıradan ve normal olayları okuyucularına büyülü gerçekçilik ile buluşturarak bu ilgi çekici anlatıma sahip olmuştur.

Yüzyıllık Yalnızlık

Orijinal dilinde farklı bir ada sahip olan ancak uluslararası olarak One Hunderd Years of Solitude isimli eser dilimize Yüzyıllık Yalnızlık olarak çevrilmiştir. Bu kitap yaklaşık olarak 464 sayfadan oluşmaktadır ve dilimizdeki yayını Can Yayınları tarafından yapılmıştır. Yüzyıllık Yalnızlık, yedi jenerasyon boyunca bir ailenin yaşamış olduğu yalnızlığı anlatan bir romandır. Ataerkil bir aile olan Buendia ailesinin yaşadığı yalnızlık, mecazi olarak Kolombiya olarak ifade edilen Macondo isimli kasabının bulunması ile başlar.

Macondo’nun kurucu patriği (veya piri, siz nasıl isimlendirmek isterseniz) Jose Arcadio Buendia ve eşi ve aynı zamanda ilk kuzeni olan Ursila Iguaran ile birlikte bulundukları Riohacha kasabasını terk ederek yeni bir yaşam yeri bulmaya karar verirler. Kasabayı terk edip arayışlarına başladıkları maceraları sırasında bir gece nehir kıyısında dinlenirken Jose Arcadio Buendia bulmak istediği hayalindeki şehri düşlemeye başlar. Bu şehir Macondo’dur; dünyayı ve içerisini yansıtan aynaların şehridir. Jose Arcadio Buendia uyandıktan sonra hayalindeki şehri aramaya başlar ve onun nehir kıyısında bir yerlerde olduğuna inanır ancak gerçekte her şey ütopiktir.

Jose Arcadio Buendia’ya göre Macondo sularla çevrili olmalıdır. Oluşturduğu bu adadan yola çıkarak sezgilerinin yönlendirdiği şekilde Jose Arcadio Buendia hayal ettiği dünyayı kurmaya başlar. Macondo şehrinin kurulmasından kısa bir süre sonra ve yedi jenerasyon boyunca Buendia ailesine bu şehirde beklenmedik ve alışık olunmayan olaylar eşlik eder. Bunların hepsinden kaçmak isteseler bile kaçamazlar çünkü hepsinin sorumlusu kendileridir. Buendia ailesi kaderine boyun eğmek zorundadır.

Nitekim günü geldiğinde Macondo bir fırtına sonucunda yıkılır. Hikayenin sonunda ise Buendia ailesine mensup bir erkek ailenin jenerasyonlar boyunca çözemediği bir şifreyi çözmeyi başarır. Bu adamın çözdüğü şifre Buendia ailesinin jenerasyonlar boyunca yaşadıkları talihli ve talihsiz olayları açıklamaktadır.

Bu Kitabı Neden Okumalıyım?

Arkanıza yaslanın ve biraz düşünün. Önünüzde Güney Amerika edebiyatının en güçlü eserlerinden birisi var. Bu eserin sahibi yine aynı edebiyatın en güçlü isimlerinden birisi. Dahası Nobel Ödülü’ne sahip bir yazar. Doğrudan hiç polemiğe girmeden o basit soruyu sorabiliriz: Bu kitabı okumalı mıyım?

Nobel Ödülü sahibi bir yazarın dünyaca tanınmış romanını elbette okumalısınız ancak önceliğiniz kazanımlarınız olmalıdır. Kitap bir ailenin yeni jenerasyon boyunca yaşadığı yalnızlığı anlatmaktadır. Aile talihsizlik sonucu kendi kurdukları şehirde hayat mücadelesi vermek zorundadırlar. İnanılmaz ve gerçek dışı olaylar yaşansa bile yazar bunları bize sıradanmış gibi aktarmaktadır. Aslında kitabın gücü de buradan gelmektedir.

Bu kitap bir hayat mücadelesinin satırlara yansımasıdır. Aile bir hayat mücadelesi ortaya koymaktadır. Hangi olayın gerçekte yaşanabilir olduğunu sorgulamaya başladığınız an kitaptan etkilendiğinizi anlarsınız. Ancak kitap sizi sadece etki altında bırakmakla kalmaz, çıtayı bir adım daha yükseltir ve hikayeyi yaşamanızı sağlar. Kullanılan anlatım dili o denli güçlüdür.

Kitabı okuma listenize dahil etmeden önce bence durmadan başa dönmek yerine kitabın hemen başında yer alan soy ağacını mutlaka bir kenara not etmelisiniz. Ataerkil bir aile olmasından dolayı yeni doğan çocuklara sürekli olarak babasının ismi verildiğinden karşınıza aynı isimde beş veya altı veya daha fazla kişi çıkmaktadır. Hangisinin kim olduğunu unutmamak adına soy ağacı kısmına bakmanız gerekmektedir. Kitabın en başına dönmek yerine daima eliniz altında olan kağıda bakmak çok daha iyidir.

Son olarak kitaba yönelik söylenebilecek en önemli durum yazarın kendi yaşadığı kültürü çok iyi kullanarak kitaba yansıtmış olmasıdır. Eğer gerçekten Türk veya Türk-İslam kültürü dahilinde kitabı yorumlamaya kalkarsanız zaten içinden çıkamayacak duruma gelirsiniz. Hatta bu konuda iddialıyım kitabı bitirmek için okumaya devam edersiniz. Bu kitabın oluşturulduğu coğrafyanın Latin Amerika veya Güney Amerika olduğunu en başından bilerek okumalısınız. Coğrafyalar ve kültürlerin dünyanın dört bir yanında değişiklik gösterdiğini lütfen unutmayın. Bunu belirtmek zorundayım çünkü yedi jenerasyonu kitaba sığan bir ailenin yaşam öyküsü içerisinde size çok ters ve garip gelebilecek birçok olayla karşılaşabilirsiniz.

Gerçekten mutlaka okunması gereken eser arıyorsanız usta yazar Gabriel Garcia Marquez’in bu eseri okunmak için sizi bekliyor. Alın, kitabı okuyun ve okurken farklı dünyalarda ve diyarlarda gezmeye hazır olun.

Hepinize iyi okumalar.

Yorum yapıp katkı sağla...

Reklamlar engelli...

Bu blog yayın hayatını rahatsız edici konumlarda olmayan reklamlar sayesinde sürdürmektedir. Lütfen destek olmak adına bu blog için reklamlara izin vermeyi düşünün.

Refresh