Kütüphanecilere ihtiyaç var mı?

Kütüphanecilere ihtiyaç var mı? Bugün benim için kendime sorduğum sorulardan birisi bu oldu. Beni takip ediyorsan bilirsin belki 2013 yılında bu mesleğe adım atmak için mezun oldum, yıl oldu 2017 benden bir şey olmadı. Sorumlusu belki benim, bu yazının satırlarında yüzleşmeyi düşünüyorum. Sen de kendinle yüzleşmeye hazır mısın?

Klasik söylemleri, klasik öğretileri, iş güç sahibi meslek erbaplarının meslek maskesi altında kendilerini övmelerini bir kenara bırak şimdilik. Sorduğum soruyu düşünmeye başla şimdiden, hatta aklına ilk gelen cevabı bir yere not al. Okumaya başlamadan önce bunu yap ve okuduktan sonra yeniden gözden geçir. Beni boş ver, senin buna ihtiyacın olacak.

Kütüphanecilere ihtiyaç yok mu?

2017 yılının yarısını geride bıraktık artık. Teknoloji aldı başını gitti, elektronik mürekkepten söz ederken bugün daha farklı şeylerden söz eder olduk. Aslına bakarsanız teknolojinin hızlı geliştiği falan yok, teknoloji var olan birikiminden yemeye ve tüketmeye kaldığın yerden devam etmektedir. Tüm bunların arasında biz hala “eski usul kütüphaneci” tartışmalarını körükleyerek “kütüphanecilere olan ihtiyaçtan” bahsetmekteyiz.

Tekerlek + Motor = Araba

Bu denkleme iyi bak. Bu denklem yıllar öncesinin denklemi aslında yani hayvan gücünü yerini motor gücünün almaya başladığı dönemin hikayesi. Tekerlek çok daha önceden bilinen bir şeydi ama motor yeni keşfedilmişti. Arabalar üretildi ama tabiri caizse bir halta benzemediler çünkü zaman içerisinde beklenen performans alınamaz olmuştu. Zamanla çok şey değişti ve bugün gelinen noktada “motora göre yakıt seçerek performans iyileştirme” başarılı bir biçimde sektöre entegre edildi.

Konumuz ile ne alakası var diyebilirsin ama bu bir benzetmeden başka bir şey değil. Ben devletin işine akıl sır erdirmekle kafa patlatacak değilim ama ortada büyük bir anlamsızlık var. Çünkü şu an atılan adımlar sadece araba üretmeye yönelik ama performanslı araba beklentisi yok denecek kadar az. Bunu görmek adına devlet memurluğu için açılan kadrolara baksanız yeterli olacaktır.

2017 yılı içerisinde ilan edilmiş “öğretmen kontenjanı” konusunda net bilgim yok ama rakamın az olduğunu zannetmiyorum. Varsayımsal olarak rakamın 5000 olduğunu kabul edelim. Bu ne demek? Türkiye’nin 81 vilayetinin 957 ilçesine 5000 tane öğretmen atanacak demektir. 5000 kişi şu an aktif olarak görevde olan kişilerle birlikte rakamlar beni yanıltmıyorsa 15 milyon öğrenciye eğitim-öğretim konusunda yol gösterecektir.

Arabalar Hazır Şefim!

Buraya kadar her şeyi basit bir biçimde ifade edebildiğimi düşünüyorum. Elde performansı motora göre şekillenecek tekerlekler mevcut. Motorun performansı ise arabada yer alan diğer tüm parçaların ona verdiği desteğe göre belli olacak ve ortaya üretilmek istenen araba çıkmış olacak. Buraya kadar her şey güzel, arabalar yani bir bakıma öğrenciler her yıl kademe kademe öğretimlerine devam etmektedirler.

Sorunun başladığı nokta ise birçoğumuzun üniversite olarak bildiği öğretim kademesidir. Arabalar normal yollarda, minimum hızda performans gözetmeksizin trafikte seyir etmeyi başarırken bu arabaları alıp bir anda düşük seviyeli olsa dahi yarış pistine koyulmaya başlandığında ise seyir zevki düşük bir yarış için fişek ateşlenmektedir. Performanslı arabalar, performans gayesi olmayanlara tur üstüne tur bindirirken oluşan hayal kırıklığı bütün bir geleceğin hurdaya çıkması anlamına gelmektedir.

Tekerlek + Motor + Kaliteli Benzin = Performanslı Araba

Yarışları kazanmak adına arabaya güç vermek için her yıl binlerce motor siparişi verirken artık “doğru benzin” seçimi yapmak gerektiğinin fark edilmesi lazım. Bunun için ihtiyaç olan iyi bir “benzin istasyonu” yani “bilgi merkezi/kütüphane” ve “kaliteli benzin” yani “kaliteli bilgi” bulundurmak gerektiği kabul edilmeli. Bilginin kalitesini ölçmek ve değerlendirmek için ise haliyle kütüphanecilere ihtiyaç olacağını unutmamak gerekmektedir.

Buradan yola çıkarak “5000 öğretmen alıyorsanız 5000 kütüphaneci alın” diye bir şey söylemiyorum. Sadece dağılımdaki anlamsızlığın ortadan kaldırılması gerekir. Öğrencilerin ve öğretmenlerin tümünün doğru bilgiye ulaşabilmesi gerekir. Doğru bilgiyi bulabilmeleri için ise iyi bir kütüphaneci şarttır. Teknoloji bizi uzaya ulaştırsa dahi bilgiyle öğrenci arasındaki köprü görevini görecek kişiye her zaman ihtiyaç olacaktır. Bilgiyi ister tozlu raflardan, ister tozlu ekranlardan, ister hiper hızlı akıllı telefonlardan elde ediyor olun bu kaide değişmeyecektir.

Kütüphanecilere ihtiyaç var mı? Soruyu yeniden düşünmeye başlıyorsun bundan eminim. Artık cevaplamak için kendine fazla fazla vakit ayırabilirsin. Kütüphanecilerin yarın adı değişebilir ama yaptıkları iş değişmeyecektir ve yaptıkları için gerekliliği ortadan kalkmayacaktır.

Görsel Kaynağı: JSRLibrary

Kaan Karadeniz

28 yaşındayım. Yüksek lisans öğrenimini "Bilgi ve Belge Yönetimi" bölümünde sürdürmekteyim. Psikolog veya terapist değil, araştırmacıyım. Başarının çaba ile doğru orantılı olduğuna inanlardanım.

You may also like...

2 Responses

  1. Işıl Sert dedi ki:

    Sevgili Kaan ellerine, aklına sağlık… Bu bakışı yaygınlaştırmak istiyoruz işte… Klasik kütüphaneci anlayışı bitti. Kütüphaneler sosyalleşme mekanı, kütüphaneciler teknolojiyi etkin kullanan rehberleri dönüştü. Biz dönüşebildik mi? Biz çağa uyum sağladık mı? Cevap hayır ise hangi devlet büyüğünü nasıl ikna edeceğiz düşünmek lazım. Sağolasın. Sevgiyle…

Yorum yapıp katkı sağla...