Kitap söyleşilerine katılım problemi çözümlenebilir mi?

Kitap söyleşilerine katılım problemi çözümlenebilir mi? Kitaplar hakkında yazmak hoşuma gidiyor ama konuşmanın aynı memnuniyeti sunduğunu söyleyemem. Çok fazla kitap söyleyişine katılmadım ama konferans veya seminerlere katılım gösterdim. Gözlemlerim kritik bir problemin bulunduğunu anlamama yetti ve bugün ben konuyu ele almak istedim.

Söyleşi, konferans, seminer, toplantı artık adına ne dersen de bu tür bir etkinliğe katıldıysan mutlaka bir kez en arkalarda oturmayı veya ayakta kalıp katılımcıları izlemeyi denemelisin. Gerçekten buna ihtiyacın var çünkü kronik problem hemen kendini göstermektedir. Etkinliğin başından sonuna doğru katılımcılar odaklanma sorunu yaşamaktadırlar.

Söyleşilere katılım problemi çözümlenebilir mi?

Ben bugün söyleşi başlığı altında bu problemi ele alacağım ama aslında anlatmak istediğim çok farklı. Sen bunu her türlü etkinlikle özdeşleştirebilir, “katılımdan” kastımın aktif olarak etkinlikte pay sahibi olmak olduğunu anlamalısın. Hatta bunu kitap kulüpleri veyahut kitap toplantıları gibi etkinlere kadar götürebilmek mümkündür. Sorun büyük olsa bile kimsenin umurunda değil mi acaba?

Kapalı Telefon?

Bana kalırsa ipucunu almış olmalısın. Sadece bir kez tüm katılımcıları takip edebilecek şekilde konumlan ve hepsini seyretmeye başla. Sana maksimum 10 dakika veriyorum… 10 dakika sonra eller telefonlara gitmeye başlamaktadır. Her dakika telefonlara göz atılmaktadır. Önemli olanın orada olmak değil aktif katılım göstermek olduğunu anlamamış her insan bu kendisini bu döngüye sokar.

Telefonu kapatmasını istesen muhtemelen farklı farklı tepkilerle karşılaşırsın. Belki bunu istemen hakkın bile değildir, emin değilim. İş buradan çıkıp “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” koridorlarına kadar gidebilir. Hemen her şey olabilir ama her kimse ona etkinlik esnasında telefona bakmamasını öğütlemeyi başaramazsın. O zaman farklı bir yönteme başvurulmalıdır. Neler yapılabilir? Bu problem nasıl açılabilir?

Ödüllü Katılım

Eğitim hayatım boyunca çok sık karşılaşmasam bile öğrenci arkadaşlarımdan aldığım bilgiler bana yanlışın nereden başladığını anlatmaktaydı. Bazı öğretim görevlileri bilmem nerede yapılacak olan etkinliğe katılımı zorunlu tutuyormuş, katılmayanın sınavda puanını kırıyormuş. Vay canına, süper fikir. Ben bunu daha önce neden düşünemedim?

Çok şükür düşünmemişim. Bir etkinliğe katılımı “zorunlu” hale getirirsen o etkinlikte “aktif katılımı” teşvik edemezsin. Öğrenci uyur, telefonu karıştırır, mesaj çeker veya oyun oynar. Bunun yerine işi arka planda halletmen gerekir. Yöntem çok basit, hissettirmeden ödülü öğrencinin hanesine katman gerekir.

Etkinliğe katılan öğrencileri tespit edersin. Vize veya final notlarında onlara biraz daha ılımlı yaklaşırsın, kepçeye bol bol doldurursun. Öğrenci söz konusu not olduğunda şeytana bile pabucunu ters giydirebilecek kapasiteye sahip olduğundan bu durumun farkına varacaktır. Böylece katılımı zorunlu kılmaz, katılımı teşvik etmiş olursun. Öğrencinin bilgi edinmesini, konsantre bir biçimde etkinliği takip edip aktif katılım göstermesini sağlayabilirsin.

Kışkırtma Yöntemi

Bu yöntem her zaman işe yarar ama öncelikle etkinliğe katılacak kişileri yakından tanımak gerekir. Ortada bir konu olacaksa bu konunun tartışmaya açık nitelikte olması lazım. Katılım gösteren herkesin fikir yürütebileceği ve anlamlı tartışmalara girebileceği bir fikir ortaya atmak gerekir. Üniversiteyken bunu yapmayı başarmış hocalarım olmuştu. Umarım aynı performansla yollarına devam etmektedirler.

Etkinliğin konusu bir kitap olsun. Bu kitabı konuşurken önündeki kağıttan veya ekrandaki projeksiyondan bir şeyler okumaya çalışan bir konuşmacı varsa bu yöntemi çöpe atabilirsin. Konuşmacı her kimse konuşulan kitaba tam anlamıyla hakim olmalıdır. Tema, kitabın insanın hayatına kattığı değer ve beraberinde yazarın güvenirliği gibi konuları alıp herkesin önüne pamuk gibi sermelidir.

Bunu başarabilen her kim olursa söyleşi veya konferans artık etkinliğin adını ne koyarsan koy, aktif katılımı başarılı bir biçimde desteklemiş olur. Söyleşi özelinde zaten bu büyük bir gereksinimdir. Aksini düşünmek pekala yanlış olacaktır. Amaç etkinlikte aktif katılım ise “kışkırtma” veya “teşvik etme” kullanılabilecek önemli bir yöntemdir.

Farklı Fikirlerin Önemi

Söyleşi veya seminer olduğunda bu epey önemli ama konferansta aynı şeyi söylemek pek doğru olmayacaktır. Etkinliğe katılan kişilerin farklı fikirlere sahip olması çok daha idealdir. Çünkü bu sayede konuşulan konuda söylenebilecek daha fazla şey bulunabilir.

Yine bir kitabın konuşulduğunu düşünün ve katılan herkes aynı meslekten veya meslek adaylarından oluşsun. Ortaya çıkabilecek fikirlerin çok farklı olması bu tür bir ortamda mümkün olmayabilir. Aynı kitap toplantısı veya söyleyişe farklı mesleklerden insanların katılım göstermesi ise her şeyi çok daha farklı yapacaktır. Bu nedenle oluşturulan kitap gruplarında farklı niteliklere sahip kişilerin bulunması aktif katılımın niteliğini iyileştirmektedir.

Lidersiz Konuşmanın Kalitesizliği

Etkinlikte konuşmayı kim yapacaksa hitap etme konusunda epey kabiliyetli olmalıdır. Konuşurken insanları gözlemleyebilme, onları anlama, aktif katılıma teşvik etme ve enerji dolu olma gibi birçok farklı meziyetin bulunduğu kişi etkinliğin kalitesini yükseltecektir. Önündeki kağıttan bir şeyler okumaya çalışan birisini dinleyecek çok ama çok az kişi bulunur. İnsanları dinlemeye ve katılım göstermeye ikna etmek oldukça güçtür.

Kitap söyleşileri için benzer durum geçerlidir. Çok çok iyi bir yazar olabilir hatta üç beş kelimeyi aynı ipte yetenekli bir cambaz gibi oynatmayı başarabilirsin. Fakat hitap etme konusunda problemlere sahipsen, başkalarından fikir almaktan çekiniyorsan ve konuşmayı yönlendirebilmek için kışkırtıcı sorular sormayı başaramıyorsan seninle yapılacak söyleşi pek de keyifli olmayacaktır.

Söyleşilere katılım problemi nasıl çözülür merak mı ediyorsun? İşe yarayan formülü seninle paylaştım. Katılımı isteğe bağlı olacak, katılımcı kışkırtılacak, farklı fikirler önemsenecek ve konuşmayı güçlü becerilere sahip bir kişi yönlendirecek. Bunlar olmadığı sürece Türkiye’deki 957 ilçenin tüm kütüphanelerinde her gün söyleşi veya etkinlik düzenlense bile bir anlamı olmayacaktır.

Kaan Karadeniz

26 yaşındayım. Yüksek lisans öğrenimini "Bilgi ve Belge Yönetimi" bölümünde sürdürmekteyim. İki farklı oyun sitesinde içerik yöneticiliği, bir sitede içerik danışmanlığı yapmaktayım. Başarının çaba ile doğru orantılı olduğuna inanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir