Bumin İlbey ve Yıldırım Tekin – Bölüm 2: Mücevherli Ayakkabılar

Güneş henüz günü aydınlatmış değil ama ben ayaktayım. Komiser Yavuz aramasaydı beni bu saatte ayağa dikebilecek herhangi bir neden olamazdı. “Yıldırım’ı al ve hemen buraya gel.” der demez kapattı. Oysa ben daha ne olduğunu bile anlamış değilim. Bir kusur mu işledik? Yıldırım mı bir şey yaptı? Ben mi bir şey yaptım? Kafamda deli sorular dolanıp duruyor ama Yıldırım’ı uyandırmam gerek.

“Yıldırım… Hişşt… Yıldırım… Uyan, Komiser Yavuz aradı. Hemen gelmemizi istedi.”

Yıldırım uyanamaz. Uykusunu bölmek onun huyu değil. Daha uyanmasına yaklaşık bir saat var. Bir yolunu bulup onu uyandırmalıyım yoksa Komiser Yavuz hiçbir şey olmasa bile bize fırçayı basacak. Ne oldu acaba? Geçen gün çözdüğümüz olayda bir kusur mu işledik? Kadına fazla yaklaşmam hoşuna gitmemiş olsa gerek…

“Yıldırım uyan hadi. Komiser Yavuz aradı diyorum. Bizi bekliyormuş.”

Yıldırım tek kelime bile etmiş değil henüz. Uyanması mümkün değil. Biraz su kullansam iyi olabilir ama bu sefer intikam almak isteyecektir. Sonu hiç iyi olmaz ama bir şekilde uyanması gerek. Yatağı sallayıp deprem oluyor dersem kesin kalkar ama çok korkar. Son ses müzik açsam? Bu sefer alt katta oturan ev sahibi uyanır. Başımıza çok daha büyük iş alırız.

Başka çarem kalmadı. Onu uyandırmak zorundayım yoksa mesleki anlamda daha ilk günlerden hapı yutmuş olacağız. Yastığı çekersem garanti uyanacak bunun başka yolu yok. Yıldırım kusura bakma dostum ama bunu yapmak zorundayım. Geleceğimiz için en sevmediğin şeylerden birisini yapmak zorundayım.

“Bumin ne yapıyorsun?”

“Sen nereden çıktın lan?”

“Ben uyanalı çok oldu. Uyku tutmadı bir türlü. Geceyi uykusuz geçirdim diyebilirim. Sen söylesene benim yatağımın başında işin ne?”

“Seni uyandırmaya çalışıyordum…”

“Bu saatte? Sen? Beni? Hayırdır Bumin ters bir durum yoktur umarım?”

“Komiser Yavuz aradı. Yıldırım’ı alıp hemen şubeye gel dedi. Bilmiyorum ne olduğunu çünkü hemen kapattı telefonu. Bu adamın kelimelerden tasarruf etme huyu beni benden alıyor Yıldırım.”

Yıldırım benden önce uyanmış. Kahvaltıyı hazırlamış ama benim kahvaltı etmeye dahi vaktim yok. En iyisi ekmek arası peynir falan yapmak. Yolda giderken atıştırmaya çalışırım. Komiser Yavuz neden çağırdı acaba bir bilsem… Bu soruya bir cevap bulabilsem…

Sabahın en erken saatlerinde yolda olmak sinir bozucu bir şey. Yıldırım yine aynı radyo kanalını açmış. Ben onun daha farklı bir radyo kanalı dinlediğini bugüne kadar hiç görmedim. Hep aynı kanal açıktır gece gündüz. Birkaç kez sormaya yeltendim ama konuyu değiştirmeye uğraşmıştı. Koz Ordu’dan sonra ülkenin en önemli şehirlerinden birisi olan Ordu Kent’in şehir radyosu bu arabada dinlenebilen tek radyo kanalıdır.

Ordu Kent’in radyosunda reklam yoktur. Sürekli olarak kesintisiz müzik yayınlanır. Başlarda Yıldırım herhalde ondan hep bu radyoyu dinliyor diye düşünmüştüm. Bir hafta boyunca sırf merakımdan kesintisiz bir biçimde bu radyoyu dinledim. Gerçekten hiç reklam yoktu. Radyo kanalı her gün yeni şarkılar dinletmeye çalışan bir yayın anlayışına sahipti. Ancak sadece bir şarkı bu yayın anlayışına aykırıydı. Her gün aynı saatte hep aynı şarkının çalıyordu…

“Bumin, Komiser Yavuz bizi niye çağırdı sence?”

“Bir fikrim yok Yıldırım. Uyandığımdan beri düşünüyorum ama bir şey bulabilmiş değilim. Bir hata yaptık herhalde haşlamaya çağırıyor olmalı. Aklıma başka hiçbir şey gelmiyor.”

“Sanmıyorum Bumin. Komiser Yavuz öyle bir insan değil. Neden öyle bir şey yapsın? Biz onun en güvendiği insanlarız sonuçta. Bize de sık sık fırça atacaksa…”

“Güvenme konusuna fazla kaptırma kendini. Komiser Yavuz yılların polisi. Bizim gibi onlarca, yüzlerce dedektifle çalışmıştır. Bizi bugün kapının önüne koyabilir. Komiser Yavuz için bunlar çocuk oyuncağı Yıldırım. Sakın ona çok fazla güvenmek gibi bir hataya düşme.”

Yıldırım aniden frene bastı. Az kalsın camdan dışarı çıkacaktım ama emniyet kemeri sayesinde yerimde durabildim. Şubeye gelmiştik. Komiser Yavuz arabasının yanında durmuş bekliyordu. Yanına gittiğimizde ellerimin titrediğini fark ettim. Tedirgindim, fazlasıyla tedirgin. Ne kadar gizlemeye çalışırsam çalışayım bu tedirginlik kendini bir şekilde belli ediyordu.

“Yeni bir olay var çocuklar. Sizi özel olarak çağırdım çünkü ekibimle bu olayın üzerine gidebilmem mümkün değil. Şehrin en tanındık isimlerinden Fide Yapı firmasının sahibi Şevket Fide’nin adının geçtiği bir hırsızlık olayı var. Koz Ordu Emniyet Müdürü aradı. Olayın medyaya duyurulmadan çözülmesi lazım. Bu iş için ikinizi görevlendirmek zorundayım. Henüz tanınmış isimler değilsiniz. Bu olayın üstüne daha rahat bir biçimde gidebilirsiniz.”

Komiser Yavuz bizden böyle bir şey istemiş olduğuna göre Şevket Fide’nin eşini aldattığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bir hırsızlık olayı olsa işin bu kadar gizli saklı halledilmesini istemezlerdi. Şevket Fide hakkında bildiğim tek şey astronomik rakamlarla telaffuz edilebilecek kadar zengin olduğudur. Sadece Koz Ordu’nun değil ülkenin en zenginlerinden birisidir.

Komiser Yavuz’dan edindiğimiz bilgilere göre Şevket Fide’nin eşinin mücevherlerle işlenmiş ayakkabıları çalınmış. Ortada adam yaralama, cinayet veya darp gibi durumlar söz konusu değil. Sadece kullanılmadığı zaman Fide Holding’te özel bir kasada saklanan ayakkabılar ortadan kaybolmuş. Yıldırım hiçbir şey bilmediğimiz konularda yaptığı öngörülerde genelde haklı çıkar.

“Yıldırım, ne düşünüyorsun olayla ilgili? Şevket Fide ve eşinin çalınan mücevherli ayakkabıları dışında bir şey bildiğimiz yok ama sen bir yorum yap bakalım.”

“Söz konusu ayakkabılar çok pahalı olduğunu tüm şehir biliyor. Şevket Fide bu ayakkabıları daha geçen hafta eşine aldı. Gazetelerde boy boy haberleri yapıldı ama bir hafta sonra ayakkabılar ortadan kayboldu. Bu tür özel olarak korunan ayakkabıları çalabilmek kolay değil. Aylarca plan yapman gerekebilir. Bana kalırsa bu hırsızlığı Şevket Fide’nin yakınındaki bir isim yaptı.”

Yıldırım haklıydı. Ayakkabıları çalmak adına yapılabilecek planı bir haftada tasarlamak çok kolay değil. Aylar sürebilecek bir işin sadece bir haftada yapılabilmesi en profesyonel hırsızın dahi altından kalkabileceği bir iş değil. En iyisi Fide Holding binasına gidip olay yerini bir inceleyelim. Gerçi medyadan uzak olmamız gerektiğinden işimiz epey zor olacak ama bunu yapmak zorundayız.

Koz Ordu’nun en yüksek binasının önündeyiz. Bu bina özel güvenlik sistemleriyle donatılmış bir yer. Her yeri her saniye karış karış izlenmektedir. Bırakın pahalı bir ayakkabıyı dışarı çıkartmayı içeriden dışarıya çıkan sinekleri bile gözlemleyebilmek mümkündür. Nedense tüm kamera görüntülerinin incelenmesini Şevket Fide istememiş.

Şevket Fide’nin odasına çıktığımızda bizi büyük bir mutlulukla karşıladı. Bir iş adamına göre fazla ciddiyetsiz tavrının sebebi kendini kontrol etmekte beceriksiz olmasından. Gizlemeye çalıştığı her neyse birazdan yüzüne karşı soracağım ama o bunun farkında bile değil.

“Şevket Bey, şimdi şu duvarın içerisine gizlenmiş olan içi para dolu kasadan sadece mücevherli ayakkabıların çalındığını söylüyorsunuz? Ben doğru mu anladım?”

“Evet… Tam olarak böyle…”

“Size sormadım. Şevket Bey’e sordum. Pardon siz kimsiniz acaba?”

“Ben Fide Holding’in özel güvenlik müdürüyüm. Şevket Bey sizinle özel olarak ilgilenmemi söyledi. Görevimi yerine getirmekteyim.”

Özel güvenlik müdürü ve bir kadın… Bu durum beni çok şaşırttı. Gerçi nasıl holding ise artık çalışanların çoğu kadın. Holdingin her yeri kadın dolu. Şevket Fide buraya haremini kurmuş ama kimse farkında bile değil. Kadını terslemek gibi bir niyetim yok ama biraz daha konuşursa hiç çekinmeden bunu yapacağım.

“Yıldırım, hanımefendiyle ilgilenebilir misin? Ben Şevket Fide ile tek başıma konuşmak istiyorum.”

“Bu mümkün değil Bumin Bey. Size bu konuda izin veremem. Şevket Bey böyle bir şeyi istemeyecektir.”

Kadın epey inatçı çıktı. Yıldırım bu kadınla uğraşmaz. Yıldırım genel olarak kadınlarla uğraşmaz zaten. En son yıllar önce bir sevgilisi olmuştu. Epey olaylı bir biçimde ayrılmışlardı. O günden beri Yıldırım’ın bir kadınla ilgilendiğine şahit olmadım. Kadınlardan hep kaçtı, onlardan hep uzak olmaya çalıştı.

“Yıldırım, bir yolunu bul şu kadını benden uzak tut. Yoksa bu iş çözülemeyecek.”

“Çözülmesin. Ben bu kadınla falan uğraşmak istemiyorum. Genel olarak ben hiçbir kadınla uğraşmak istemiyorum Bumin. Bilmiyor musun?”

“Başlarım senin aşk geçmişine şimdi Yıldırım! Şu kadını benden uzak tut. Git onunla sevgili ol demiyorum sana. Beğendiysen ayrı konu tabi…”

“Bumin! Sana bu konuda kaç defa şaka yapma dedim!”

“Beyler buraya kavga etmeye gelmediniz hatırlatmak isterim. Eşimin ortadan kaybolmuş olan mücevherli ayakkabılarını bulmak için buradasınız. Aranızda fıs fıs fıs konuşmayı bırakın ve bir an önce şu işi çözün.”

“Bu işi çözmemizi istiyorsanız eğer sizinle yalnız konuşmamız gerektiğini söylemem lazım. Özel güvenlik müdürünüz müsaade ederse işimizi yapacağız. Ama işin çözülmesini istemekten ziyade yolumuza taş koymakla meşgul. Ben de hatırlatmak isterim. Kendisi bizim için şüpheli konumundadır.”

Kadının rengi birden değişti. Sinirlenmek ile utanmak arasında gidip gelen yüz ifadelerinden hangisinin ağır bastığını anlayamadım. Yıldırım’dan kadın ile konuşmasını istedim. Artık bunu mecbur yapacak. Kadın şüpheli konumunda olduğu için bunu reddetme olasılığı yok. Kadınla konuşurken sürekli onu rahatsız edecek davranışlarda bulunacağından adım gibi emin olsam bile büyük balığın yani Şevket Bey’in kaçmasına izin veremem.

Şevket Bey ile konuştuktan sonra alışveriş yaptığı mağazayı öğrenme fırsatım oldu. Hediye olarak alınmış eşyanın paketini ve faturasını istedim. Şevket Bey hepsini teslim etmesine rağmen bu odada içime sinmeyen bir şeyler olduğunu gizleyemedim.

“Şevket Bey, bu kasanın anahtarı bir tek sizde mi var?”

“Evet. Anahtarlar bir tek bende var. Her zaman yanımda taşırım. Bakın işte anahtarlar burada.”

Kasayı biraz daha yakından inceleme fırsatını buldum. Üzerinde bir takım parmak izleri ve bunun yanında pembe renkli toz kalıntılar mevcut. Bunların örneklerini alıp polis arkadaşlardan incelemelerini talep etsem epey iyi olacak sanırım. Gri metal bir kasanın üzerinde bu tür bir tozun olması doğal değil. Anlaşılan hırsız çok becerikli değilmiş. Kasayı hiç zorlamadan açmış. Bunu yapabilmesi için Şevket Bey’in elinde bulunan anahtarlara sahip olması gerekir.

Kasanın bulunduğu odayı incelemeyi bitirdikten sonra hediyenin alındığı dükkana gitmeye karar verdik. Yıldırım sinirliydi ama pek bozuntuya vermemeye çalışıyordu. Kadından neler öğrendiğini soracağımı bildiğinden susuyor. Maksadı ilk sözü benim söylemem. Acımasızca üzerime yürüyecek ve hiç geri adım atmadan ağzına ne gelirse söyleyecek.

“Yıldırım… Ka…”

“Sana kaç defa bunu yapma dedim. Sana kaç defa bunu söyledim. Bir olayda kadın varsa onunla sen ilgileneceksin. Bana bunun sözünü vermiştin Bumin!”

“Hak…”

“Haklıyı falan aramıyorum Bumin! Bir şeyin yapılmaması gerekiyorsa onu yapmayacaksın. Dünyanın çözülemeyen en büyük davasını çözecek olsan dahi beni kadınların önüne atmayacaksın. Bunu kaç defa konuştuk seninle ama bugün bana ihanet ettin!”

“Bir din…”

“Dinlemiyorum seni artık Bumin! Bu işi hallettikten sonra ayrıca hesaplaşacağız seninle bunu bil. Kadın hiçbir şey anlatmadı. Şevket Bey şöyle iyi, böyle iyi. Başka bir şey yok. Kadına konuşmaması gerektiği söylenmiş. O da konuşmuyor. Kendisini hırsızlıkla suçlasak kabul dahi edebilir.”

Kadınlar… Bana yine hata yaptırdılar. Yıldırım’a dedektiflik eğitimine başladığımız günlerde bir söz vermiştim. Bir olayın içerisinde kadın varsa onlarla ben ilgilenecektim. Yıldırım’ın kalp yarası onun en büyük problemiydi. Sevdiğini kaybettikten sonra kadınlardan hep uzak kalmayı tercih etti. Bunun yanlış olduğunu anlatmak istesem bile beni hiçbir zaman dinlemedi. O günleri tekrar yaşamamak adına hep sustum.

Mücevherle kaplı ayakkabının faturası bir özel üretimler yapmasıyla ünlü bir mağazaya ait. Mücevherlerin buradan geldiği kesin ama ayakkabı için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Ayakkabı mutlaka başka yerden alınmış olmalı. Mağazaya girmeden önce kafamda bir senaryo oluşturmanın iyi bir fikir olacağını düşünmüyorum ama kafamın içerisinde dolanan tilkileri durdurmakta güçlük çekiyorum.

“İyi günler, mağazanın müdürü burada mı acaba?”

“Kendisi şu an özel odasında. Siz kimsiniz? Neden müdür beyi soruyorsunuz?”

Kimlikleri gösterme vakti. Yıllardır bu anı bekliyordum, bugüne nasipmiş. Cebimden kimliği çıkartıp dedektif diyebilmenin hayalini kurdum hep. Bu anın tadını çıkartmam lazım. Havalı bir biçimde elimi cebime atıp kimliğimi aynı havayla onu çıkartıp göstereceğim.

“Dedektif Yıldırım ve Dedektif Bumin. Koz Ordu Emniyet Müdürlüğü tarafından görevlendirildik. Bir hırsızlık olayını araştırıyoruz. Arkadaşım Bumin’in birkaç sorusu olacak kendisine yardımcı olursanız müdür beye gerek kalmayacaktır. Yardımcı olamam diyorsan hiç uzatma müdürünü çağır o gelsin.”

Yıldırım alev topu gibi ortalarda dolanıyor. Yılların hayaliydi… En yakın arkadaşım hayal bulutlarımı dağıttı resmen. Bu savaşın bir sonu yok Yıldırım biliyor olmalısın. Tamam bir hata yaptım ama bunun bedelini ödetmek için her fırsatı değerlendirmeye çalışmak sana yakışıyor mu? Bunları keşke sesli söyleyebilsem…

“Bu hediye paketine ve faturaya bakabilir misin? Bu satışı sen mi gerçekleştirdin?”

“Bu hediye paketi ve fatura önemli müşterilerimizden Şevket Fide’ye ait.”

“Ciddi olamazsın!”

“Yıldırım… Soruma cevap verir misin beyefendi?”

“Bu satışı bir hafta önce ben gerçekleştirdim. Ayakkabı özel olarak dışarıdan getirildi ve üzerine yakut işlemeli motifler eklenmesini talep ettiler. Talebin yerine getirilmesi için tüm arkadaşlarımız seferber oldular çünkü işin çok kısa sürede bitirilmesi gerekliydi. Şevket Fide öyle istemişti. Ayakkabının yanında lafı dahi edilemeyecek kadar değersiz bir de yüzük alındı.”

“Yüzük mü? Ne yüzüğü? Bu faturada böyle bir şey yazmıyor?”

“Zaten bu fatura sadece ayakkabı için kesilen fatura. Yüzüğün faturası ayrı kesilmişti. Ama dediğim gibi bu ayakkabının değeri 20 milyon ise yüzüğün değeri 1 milyon bile değildi. Hatta alınan yüzüğü Şevket Bey’in yanındaki kadın seçmişti.”

“Kadını biraz tarif edebilir misin?”

“Kızıl saçlı, yeşil gözlü bakımlı bir kadındı. Sade bir makyajı vardı ve giydiği elbise üzerine tam oturmuştu. Bir prenses edasında yürüyüşe sahipti. Saçlarını salına salına yürüyordu. Saçlarının rengine yakın renkte bir ruj sürmüştü ama tonu çok koyu değildi. Ayrıca gözlerinin üzerine pembemsi veya kremsi renkte bir far sürmüştü. Üzerinde siyah bir elbise vardı ama dekoltesi derin sayılabilecek bir elbiseydi. Elinde bizden alınmadığı her halinden belli bir çanta vardı. O çantayı başkasında görsem kesin yüz çevirirdim ama onun giydiği her şey bir başkaydı…”

“Ne anlatıyorsun lan sen?”

“Yıldırım… Kadının yaşıyla ilgili bir şey söyleyebilir misin peki?”

“Dalga mı geçiyorsunuz? Kadın taş çatlasa 25 yaşındadır. Hatta daha küçük bile olabilir. Şevket Fide ile arasında en az 20 yaş olduğuna iddiaya bile girebilirim.”

Şevket Fide bize böyle bir şeyden bahsetmemişti. Bırakın genç kadını, alınan yüzükten hiç söz etmedi. Anlaşılan Şevket Bey’in gizlediği bir sevgilisi var. Olayın medyaya yansıtılmamasını istemesinin nedeni bu. Eşinin hiçbir şeyden haberi yok. Haberi olsa bile o pahalı ayakkabıyla her şeyi unutmuş olabilir. Holdinge geri dönüp bu konuda ekstra bilgi edinmemiz şart gibi.

Komiser Yavuz’u arayıp holdingden çıktıktan sonra göndermiş olduğumuz parmak izleri ve pembe toz hakkında bir şeyler bulup bulamadığını öğrenmeliyim. O parmak izi her şeyi çözecek muhtemelen ama bizim Şevket Bey’in çözülmesini beklememiz lazım. Mağaza çalışanının verdiği bilgilere bağlı kalırsak o holdingden onlarca hırsız çıkartabiliriz.

Komiser Yavuz sonuçların henüz çıkmadığını söyledi. Anlaşılan iş başa düştü. Bir oraya bir buraya git çok sıkıldım. Bu daha benim ikinci davam! Ömrüm yollarda geçti resmen. Karnım acıktı, yoruldum ve uyku bastı. Yıldırım zaten konuşmuyor benimle her şey çok sıkıcı.

“Boşa uğraşıyoruz biz. Bu adam konuşmayacak. Hem eşini aldat hem üstünü kapatmak için pahalı hediyeler al. Paranın gözü kör olsun! Para için insanı satanlara da lanet olsun! İçine tüküreyim o para denen icadın!”

Yıllar önce para yüzünden terk edilen bir adamdı Yıldırım. Sevgilisi daha fazla para kazanabileceği bir işi seçip Koz Ordu’dan ayrılıp Altın Şehir’e gitmişti. Tek kelime etmeden… Yıldırım bu haberi gazeteden öğrenmişti. Altın Şehir dünyanın en önemli şehirlerinden biri olduğundan Koz Ordu’dan buraya gidebilen herkese gazetede yer verilirdi. Yıldırım’ın günlerce yememiş içmemiş, resmen hayata küsmüştü. Komiser Yavuz ile birlikte onu ayakta tutmak için çok uğraşmıştık.

Komiser Yavuz o gün bana bir söz verdirmişti. Yıldırım bahsetmediği sürece asla kadınlardan ve paralardan söz edilmeyecekti. Bir olayda kadın varsa kadınlarla ben ilgilenecektim. İlk davada bu sözümü tutmuştum ama ikincisinde bu sözü çiğnedim. Dava çok zor olmamasına rağmen bunu yapmıştım. Hırsıma fazlasıyla yenik düşmüştüm.

“Şevket Bey konuşmamız lazım. Biz olayı çözdük ama ilk sizinle paylaşalım istedik. Yalnız kalabilir miyiz?”

“(Sessizce) Neyi çözdük Bumin?”

“(Sessizce) Karışma…”

Şevket Bey eliyle özel güvenlik müdürüne dışarı çıkmasını emretti. Yıldırım’ın adama bakışı nefret ettiği bir insana bakışıyla aynıydı. Ben dışarı çıksam adamın yakasına yapışacak kadar nefret doluydu şu an. Aslında bir şeyi çözdüğümüz yoktu. Sadece Şevket Bey’in konuşması için ona bir yem atmıştık.

“Bize bir fatura verdiniz ama faturaların iki tane olması gerekiyormuş. Bir de yüzük almışsınız. Onun faturasını verebilir misiniz?”

“Yüzük…”

“Evet yüzük Şevket Bey. O gün mağazaya beraber gittiğiniz genç kadının beğendiği yüzük. Faturasını verebilir misiniz?”

“Yüzük…”

“Evet yüzük! Şu faturayı alabilir miyiz artık?”

“Yıldırım… Şevket Bey şimdi biz…”

“Yüzük… Biliyordum…”

Şevket Bey masadan kalktı. Kasanın yer aldığı duvara doğru yöneldi. Görebildiğim kadarıyla paralar hala yerli yerindeydi. Şevket Bey faturayı arıyor olmalıydı. Yıldırım’ın öfkeli ve nefret dolu hala devam ediyordu. Sakinleşmesi için elimle onu uyardım ama oralı bile olmadı. Adama bakıyordu sadece adamı takip ediyordu.

“Yüzük… Biliyordum… Fatura…”

Şevket Bey belirli aralıklarla bu üç kelimeyi söylüyordu ama kasanın içini kurcalamaya devam ediyordu. Bu kadar geniş bir kasa olmamasına rağmen arayışının devam etmesi ilginçti. Nefes alış biçimi değişmişti. Hızlı hızlı nefes alıyor ama kasanın içini karıştırmaya devam ediyordu.

Aniden klik diye bir ses duydum. Bu ses silah emniyetinin sesiydi. Cesaret edip arkama dönmek bile istemedim. Yıldırım’ın nefret dolu yüz ifadesi yerinde bambaşka bir ifade vardı. Ben hala Yıldırım’a, Yıldırım ise adama bakmaya devam ediyordu.

“Şevket Bey! Durun!”

“Yüzük… Biliyordum… Fatura…”

Yıldırım ayağa kalkıp Şevket Bey’in karşısına geçmişti. Şevket Bey silahı kafasına dayamış sadece üç kelime söylüyordu. Gözlerinden yaşlar akıyordu ama damlalar yüzünden akan ter ile birbirine karışıyordu. Tetiği çekmesi an meselesiydi.

“Şevket Bey! Böyle bir işeye inanın hiç gerek yok. İndirin şu silahı, oturup konuşalım. Olayı çözdüğümüz falan yok bizim. Bumin sizi konuşturmak için öyle söyledi. İnat etmeyin indirin şu silahı.”

“Yüzük… Biliyordum… Fatura…”

“Hay senin yüzüğüne! Neyi biliyordun be adam! Durmadan aynı şeyleri söyleyip duruyorsun. İndir şu silahı!”

“Yıldırım…”

“Çeneni kapalı tut Bumin!”

“Yüzük…”

“Yüzük sevgiline ait bildiğimiz tek şey bu. İndir şu silahı be adam! İndir!”

“Fatura…”

“Faturayı unut! Bak biz unuttuk bile. Bırak şu silahı!”

“Biliyordum…”

[email protected]!”

Hareket edemiyordum. Yıldırım dizlerini yere, ellerini iki kulağını kapatacak bir biçimde başına koymuştu. Şevket Bey tetiği çekmiş ve intihar etmişti. Yıldırım’ın onca çabası hiçbir işe yaramamıştı. Son kez biliyordum demişti ama neyi bildiğini biz henüz bilmiyorduk. Özel güvenlik müdürü içeriye daldığında gördüğü manzara karşısında pek şaşırmışa benzemiyordu.

“Onu yalnız bırakmayı bu yüzden istemiyordum işte. Er ya da geç gerçeği öğrendiğinde bunu yapacaktı. Ama siz iki dedektif olayı çözmek uğruna beni hiç dinlemediniz.”

“Gerçeği… Hangi gerçeği?”

“Şevket Bey eşine boşanma davası açmıştı. Eşinin davadan henüz haberi yoktu. Son güne kadar onu mutlu etmek istiyordu. Boşandıktan sonra bugün sevgilisi olan genç kadınla evlenecekti.”

“Siz bunları nereden biliyorsunuz?”

“O genç kadın benim kardeşim olduğundan her şeyi biliyorum. Şevket Bey kasanın anahtarını kimseye vermezdi. Her zaman yanında taşırdı. Ama kardeşim olacak aptal kendisine ucuz yüzük, diğer kadına pahalı mücevherli ayakkabı alındığını öğrendiğinde kıskançlık krizine girdi. Şevket Bey’i aradı ve bu gece birlikte olmak istediğini söyledi. İşte o ara anahtarları alıp yerlerine sahtelerini bırakmış. Şevket Bey’in cebindeki anahtarlar sahte olanlardı. Kardeşim dün gece gelip kasadan sadece mücevherli ayakkabıları alıp gitmiş. Sürekli onları izlediğim için her şeyi başından beri biliyordum.”

“Bunu bize neden anlatmadınız?”

“Anlatsaydım işimden olurdum. Şevket Bey gözümün yaşına dahi bakmazdı. Kardeşime engel olma şansım vardı ama bunu yapmak istemedim. Şevket Bey belki akıllanır diye seyirci kaldım. İntihar etmek isteyebileceğini bildiğimden hep ona yakın olmak istedim. Siz gelene kadar her şey kontrol altındaydı…”

Olan biten basına sızmıştı. Komiser Yavuz anında olay yerine gelmişti. İlk fırsatta yanımıza koştu. Neler olup bittiğini öğrenmek istedi. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattım. Hakkımızda soruşturma başlatılacağını söyledi. Hırsız yakalanmıştı. Ablası da ona yardım etmekten ceza alacaktı. Şevket Bey için şehirde tüm devlet erkanının katıldığı bir özel tören gerçekleştirildi.

“Olayı bu sefer biz değil… Ölüm çözdü.”

“Boşboğazlık etmeseydin adam hayatta olabilirdi Bumin.”

“Ne yani? Her şeyin sorumlusu ben miyim? Adam zaten kimin çaldığını anlamış Yıldırım!”

“Özel güvenlik müdürünü benim başıma sardın. Bir şey bilmediğimiz halde bildiğini söyledin. Adam silahı kafasına dayadığında öylece izledin. Daha sayayım mı?”

“Gerek yok Yıldırım. Adamı benim öldürdüğümü düşünmeye kaldığın yerden devam et.”

“Sen sadece adamı öldürmedin Bumin! Sen sadece adamı öldürmedin!”

Kaan Karadeniz

26 yaşındayım. Yüksek lisans öğrenimini "Bilgi ve Belge Yönetimi" bölümünde sürdürmekteyim. İki farklı oyun sitesinde içerik yöneticiliği, bir sitede içerik danışmanlığı yapmaktayım. Başarının çaba ile doğru orantılı olduğuna inanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir