Bumin İlbey ve Yıldırım Tekin – Bölüm 1: Kapı Kilidi

Benim adım Bumin İlbey, bir süre önce eğitimimi tamamlayıp dedektif olma başarısını gösterdim. Artık sahaya inme zamanı ama öncelikle kendime bir yardımcı bulmam gerek. Suçluları bulmanın kolay olmadığını biliyorum bu nedenle kendime bir yardımcı bulmanın iyi bir fikir olacağını düşünmekteyim. Yoksa yanılıyor muyum? Bana yardımcı olmaya ne dersin?

Koz Ordu her zamanki gibi kalabalık. Bu şehirle ilgili başka bir şey düşünülemez. Yağmur yağdığında artık keyfini dahi çıkaramıyorsun. Çamura batmak tüm keyfini kaçırıyor aniden ama bu şehirdeyim. Eğitim süremi uzatmak pahasına olsun burada kalmak istedim. Derdi bitmez bu şehrin, her günü ayrı bir hikayedir. Ben de bu hikayenin bir parçasıyım artık.

Ah işte… Yeni bir görev beni bekler. Kim bilir neyle uğraşacağım? Suçun ilgi çekici olmasını isterim her zaman ama kurban olsaydım sanırım fikrim değişik olurdu. En kısa sürede olay yerinde olmam gerekir. Koz Ordu’nun lüks semtlerinden birisine yolculuk edecek olmak ise bir garip doğrusu. Nedense bu zengin insanlar bir türlü rahat durmayı beceremezler.

Yolculuk nereye diye soracak olursan şehrin batı yakasına gidiyorum diyeceğim. Hani şu manzaralı köşkleri olan güzide yer. Adamın birisi kendisini “Bay Adalet” olarak tanıtıyormuş. Neyin adaletini arıyor acaba? Yine kim kendi iç dünyasında bir haklılık otobiyografisi hazırlayıp kendini kahraman ilan etme peşinde bilemiyorum. Doğrusu ilgilendiğim tek şey dosyayı en kısa sürede kapatabilmek.

Kendini “adalet” diye isimlendiren birisinden adalet namına korkacaksın. Mutlaka arkasında bambaşka bir iş vardır. Ben böyle gördüm, böyle bilirim. Kendisine bir isim takmış olan kişi erişmek isteyip bir türlü başaramadığı şeyi seslendirmek ister. Burada örnek adalet, emin ol arkasında adaletin kırıntısını dahi bulamayacaksın. Ona göre adalet hakkını elinden alanı ortadan kaldırmaktan başka bir şey olmasa gerek.

Bu kadar konuştuk yeter. Hemen yanı başımdaki isimle tanışın, Yıldırım Tekin. Mesai arkadaşım aynı zamanda benim en yakın dostum. Kendisindeki tedirginliği çözebilmiş değilim. Neden bu kadar tedirgin sorsam mı acaba? Kendi iç dünyasında yelkenleri indirip suyun götürdüğü yere yolculuğa çıkmışken bizi bodoslama bir kamyonun altına sokmazsa iyidir. Hızlı hareket ediyoruz ama olay yerine bir an önce varmamız lazım.

“Bas gaza durma! Bu arabayla bir sineğin dahi canını yakarsan canına okuyacağım bilesin.”

“Biliyorum… Biliyorum ama benim görevim bu. Hem… Hem… Hem benim aklım sadece yaşanmış olayda. Olay yerinde ne ile karşılaşacağız. Kaç ceset olacak? Kaç kişi ne olduğunu anlamadan hayata veda etmiş olacak? Ben bunları düşünüyorum şu an.”

“Ulan! Sen bizi düşünmezsen olay yerine varmadan biz hayata veda edeceğiz. Bırak şimdi onu bunu düşünmeyi önüne bak. Kafanı direksiyona sokacak gibi sürme şu arabayı, yaslan arkana. Korkma bu kadar, en fazla 5-10 ceset vardır.”

Yüzündeki ifade aklının uçup gittiğini gösteriyor. Herhalde bunun bir cinayet olmadığını bilmiyor veya unuttu. Polise danışmanlık edeceğimiz bu ilk olay olduğundan heyecana yenik düşmüş dostum. Gidip bakacağımız olay bir hırsızlık olayı. Varana kadar söylemesem iyi olacak sanırım, onu her zaman böyle yakalayamam. Biraz daha üstüne gidersem beni arabadan indirip gerisi geri gönderebilir. Fakat iyi bir yardımcıdan ziyade iyi bir dostu her zaman bulamam.

Olay yerine geldik. Koz Ordu şehrinin en lüks semtlerinden birinde olsak dahi buranın çok küçük bir yer olduğunu unutmamak lazım. Mutlaka birisi veya birileri bir şeyler biliyor olmalı. Yıldırım arabadan inmiş değil. Bu işe başlamadan önce onu toparlarsam çok daha iyi olacak sanırım. Eğitimde benden daha başarılı olmasına rağmen bu tedirginlik hayra alamet değil.

“Yıldırım! Ne oluyor sana bir anlatsana? Neyin peşindesin sen bugün? Şu işi çözelim bak yoksa daha ilk görevden başarısız olacağız. Bu dedektiflik muhabbetini başımıza sen sardın zaten. Ben şimdi sahilde balık tutuyordum, aç karnımı doyuruyordum lan.”

“Bir şey yok. Sadece bu olayların ardı arkası kesilmeyecekmiş gibi hissediyorum. Sanki herkes bizim dedektif olmamızı bekliyormuş Bumin. Daha bir gün önce biz dedektif adayıydık. Şimdi özel dedektif olduk. Kutlama bile yapamadım!”

“Haaaaa… Senin derdin kutlama. Neyi kutlayacaksın lan bir söylesene? Benden daha yüksek puanla eğitimi tamamlamış olmanı mı kutlayacaksın? Üzülme lan üzülme. Şu işi bitirelim ben sana göstereceğim kutlamayı. Çık lan arabadan, saçma sapan konuşup durma. Kutlama yapacakmış!”

Yıldırım ile birlikte olayın geçtiği köşkün önündeyiz. Köşkte büyük çaplı bir hırsızlık olmuş. Birisi ev sahipleri yokken iyi iş çıkartmış anlaşılan. Ne var ne yok silip süpürmüş. Doğrusu takdir ettim çünkü evde hiçbir şey kalmamış. Polis ekiplerinden aldığımız bilgilere göre en ufak altın parçası bile yok olup gitmiş.

Köşkün bahçesindeyiz. Bahçede her şey normal ve olması gerektiği gibi. Biraz incelersek bir şeyler çıkabileceğine inanıyorum ama öncelikle köşkün içerisine göz atmak istiyorum. Ev sahipleri olaydan sonra içeriye adım atmadıklarını, bahçe dahil hiçbir şeye dokunmadıklarını söylediler. Bu bizim işimizi kolaylaştıracak bir durum. Bir de görgü tanığı varsa zaten olay başlamadan biter.

“Bay Adalet” köşke kapı kilidini kırarak girmiş. Çok uğraşmamış olması lazım böyle bir köşkün bu kadar vasat bir kapısının olmaması gerekir. Ev sahiplerine bu durumu sorduğumda yeni kapı siparişi verdiklerini ama henüz gelmediğini belirttiler. Gerçi konuşan sadece alımlı, bakımlı ve son derece asil olan evin hanımı.

Adam hiç konuşmuyor. Haline tavrına bakılırsa biraz ürkmüş diyebilirim. Mat siyah ayakkabı, siyah kumaş pantolon, kareli gri-beyaz gömlek ve lacivert kravatına bakılırsa bunu eşinin giyindirdiğini söyleyebilirim. Başka bir ihtimal olmadığını düşünüyorum zira kadının gözü hep adamın üzerinde. Sanki bir kabahat işlemiş gibi durmadan adamı yokladığını fark ettiğimi anlamış olmalı. Bir manken edasıyla bana doğru yürümeye başladı.

“Bumin, Bumin, Bumin!”

“…”

“Allah belanı vermesin Bumin! Kendine gel! Bumin!”

Az önce yirmi adım uzağımda olan kadın şu an yanı başımda. Saçlarını sağ omzunun arkasından alıp sol omzunun arkasına doğru fırlattı. Gözlerinin lens olduğunu düşünüyordum ama öyle değilmiş. Ben notumu çoktan verdim. Bu kadın, bu adamla parası için evlenmiş birisi. Adamı sık sık kontrol ediyor oluşu ise ipleri gevşetmek istememesinden. Bu kadının bir şeyler gizlediğinden adım gibi eminim.

Oyunu kuralına göre oynayıp beni etkilemesine izin vermem lazım. Yıldırım bunu kısa bir süre kolayca fark eder diye umut ediyorum. Bu kadının eşini aldattığını ortaya çıkarsam ekstra para alır mıyız acaba? Adam köşkü yeniden dizmeye başlamadan bunu yapabilirsem koparırım bir şeyler kesin. Keşke bizden hırsızı bulmamızı değil de bu kadını takip etmemiz istenseydi. İşimiz çok daha kolay olurdu.

Hırsızın kapı kilidini kırıp içeri girmiş olması akla ilk gelen şey olsa bile bana kalırsa bu kilit bilerek kırılmış olmalı. Hırsızlığı kim yapmışsa hırsızın yakında değil uzakta aranması istemiş. Bir hırsız nadiren kapı kilidi kırar çünkü bu denli büyük bir köşkü soymak istiyorsa buna gerek duymadan içeri girebilmenin bir yolunu biliyordur. Zaten bilmese bu işe kalkışmaz.

“Bumin, ev sahipleri dün gece evde olmadıklarını, bir haftadır başka bir şehirde tatil yaptıklarını söylediler. Arkadaşlar kontrol ettiler. Evde birçok şey yerli yerinde ama parıltılı olan her şey kayıp. Bay Adalet son derece temiz bir iş çıkartmış.”

“O zaman komşularla bir konuşalım. Muhakkak birileri bir şey görmüştür. Burada zaten hepi topu birkaç köşk ve konak var. Bakalım ne diyecekler. Eğer komşulardan bir şey çıkmazsa ben bu kadının üzerine gideceğim. Bir şeyler gizlediğini düşünüyorum.”

“Şehvet gizliyordur. Gözüm hiç tutmadı o kadını Bumin. Dikkatli olmanda fayda var.”

Olası tanıklarla Yıldırım ilgileniyorken şu kadınla bir daha konuşmalıyım. Bir açık vereceğini sanmıyorum ama şansımı denemeliyim. En azından hırsızı bulamazsak kadının gizli aşkını bulmayı umut ediyorum. Kadına gidip doğrudan sormak yerine kaçamak bir bakış attım. Mesajı almış olmalı, birkaç dakika sonra yanıma gelecektir. Hazırlıklı olmalıyım, birazdan yanlış adımlar atarsam işin seyri değişebilir.

Ev sahibi adam eşinden önce yanıma geldi. Buna anlam veremedim ama bir şeyden şüphelenmiş olmalı. Ne olduğunu sorduğumda tatile gitmenin eşinin fikri olduğunu söyledi. Anlamsız değildi aslında çünkü kadının otoriter tavrı her şeyi ortaya koymaktaydı.

“İki hafta önce sürekli olarak bu konuyu konuştu benimle. Aşkımızı tazelememiz gerektiğini söyleyip durdu. Kahvaltı, akşam yemeği, özel yemekler… Hepsinde aynı şeyi koydu masaya. Bir tatil ve aşk tazelemek. Bu mümkün mü dedektif? Sence her şey bu kadar kolay mı?”

Adam salak değilmiş. Aslında bildiği bir şeyler var ama muhtemelen bunu yüksek sesle söyleyebilme becerisine sahip olamamış. Adamdan müsaade isteyerek danışmanlığını yaptığımız polis ekibinin yanına gittim. Komiser Yavuz ve arkadaşlarından kadını oyalamalarını istedim. Bir bahane bulup o kadını benden uzak tutmalılar. Adamı çözmek, kadını çözmekten çok daha kolay olduğundan buna mecburum.

“Biliyor musun? Koca bir hafta boyunca yanına dahi yaklaşamadım. O istese bile ben istemedim. Aşkı tazelemekmiş. Ben hiçbir zaman o aşkı yitirmedim ki? Neden tazeleme gereği duyayım? Söylesene dedektif… Sahip olunan bir şeyi yeniden kazanmaya çalışmak mantıksız değil mi?”

Meğerse kadında aradığımız açık çok da uzakta değilmiş. Bir şeyi kaybedersen onu yeniden kazanmak istersin. Su dolu bir bardağa tekrar su koymak istemezsin. Bardak boşsa onu doldurmayı denersin. Kadın bunu yapmıştı… Her erkeğin hayalini süsleyebilecek birisi olsan bile hayat bazen hata yapmana izin verir ve sen her şeyi mahvetmiş olursun.

“Bu olay bir bitsin ilk iş bir aile terapistine gitmek olacak. Neymiş bunun derdi öğrenmem lazım. Para ise para, aşk ise aşk, kariyer ise kariyer… Ben her şeyi sundum ona. Her şeyi elde etmesini sağladım. Onun için çabaladım, uğraştım. Biliyor musun? Ben her şeyi onunla olabilmek için yaptım. O bana lokomotif, ben ona vagon… Hayatım böyle geçti. Bu lanet olası gri-beyaz gömleği o istedi diye giydim. Her giydiğimde beni rahatsız eden kumaş pantolonu o istedi diye giydim. Kravattan nefret ediyor olmama rağmen o istedi diye onu bile taktım. Söylesene dedektif! Ben nerede yanlış yaptım?”

Adam iyiden iyiye dökülürken eşi bizi fark etti. Dudaklarını okumaya çalıştım ama çok hızlı konuşuyordu. Ekiptekilere “artık bırakın gideyim” der gibi acele ediyordu. Bıraksalar ilk fırsatta yanımıza damlardı. O manken gibi yürüyüşünü bırakıp koşa koşa bize doğru gelirdi. Hayatı boyunca kontrol ettiği adam artık kontrolünün dışındaydı.

Göz göze geldik. Korkuyordu, göz bebeklerindeki titreme her şeyi anlatmaya yetiyordu. “Lütfen yapma…” dercesine attığı bakışları yakalamak çok zor değildi. Sıradan bir insan olsaydım eğer o bakışları yakalayıp kadını buna pişman edebilirdim. Terlemeye başlamıştı. Neredeyse her gün bakımını yaptırdığı kaşlarından süzülen damlaları fark etmek zor değildi.

Yıldırım’ın hızlı hızlı bana doğru geldiğini gördüm. Bir şeyler bulduğu belliydi ama kadını fark edince yavaşladı. Yüzündeki gülümsemenin şiddeti biraz daha arttı. Elindeki not defterinin sadece yarısı doluydu belki ama dostum bulduklarına sevinmiyordu. Dostum yakaladığım büyük balığa seviniyordu. Bu her halinden belliydi.

Gülümsedim. Kadına bakarken sadece gülümsedim. Hafif bir gülümseme fazlasıyla yeterdi. Ne anlam çıkartması gerektiğini düşünmeye başlayacaktı. Umutsuzca kafasını eğmek yerine ekipteki kişilerle daha fazla konuşmaya çaba gösterdiğine göre her şeyi gizli tutacağımı düşünmüş olmalı. Talihsiz kadın…

“Yıldırım, neler buldun? Epey sevinçli olduğuna göre bir şeyler bulmuş olmalısın. Yoksa seni böyle görmek pek alışkın olduğum bir durum değil.”

“Kadının işi tamam değil mi koçum?”

“Koçum?”

“Hadi, hadi yine iyisin. Fıstık gibi kadın. Kaçırmadın avını köftehor.”

“Yıldırım…”

“Şu karşı köşkün sahibi baya asabi bir adammış. Hep bana denk gelir böyleleri zaten. Adam dün gece evden çok fazla gürültü geldiğini hatta bir ara gidip kavga etmek istediğini bile söyledi. Köşkün sahipleri evde sürekli partiler verirmiş. Dün gece de onlardan birisini gerçekleştirmişler.”

“Ev sahipleri bir haftadır tatildeymiş Yıldırım, neyin partisi? Ekipteki arkadaşlarla konuşalım. Evde çalışan kişiler sorgularında neler söylemişler bir öğrenelim. Hırsız evi boş görünce parti yapmış olamaz öyle değil mi? Bu işte başka bir iş var.”

Yapılan sorgularda evin hizmetçisi dün akşam burada olmadığını, bahçıvan izinli olduğunu, şoför ev sahipleriyle birlikte tatil yapılan şehre gittiğini söylemiş. Bu üç kişi dışında evde çalışan başka kimse yokmuş. Anlaşılan bu üç ismin olayla hiçbir bağlantısı yok ama bunu hemen kabullenmemek lazım. Bu çalışanların giriş çıkışlarının yazılı olduğu kayıt defterini kontrol edip yalan söyleyip söylemediklerini bir görelim.

Evin hizmetçisi her gün burada çalışmasına rağmen burada kalmıyormuş. Evi yakın olduğundan her gece evine gidip, her sabah geri geliyormuş. Kayıt defterinde en fazla giriş çıkış ona ait. Söylediği gibi hizmetçi dün akşam burada değilmiş. Bahçıvan, her Çarşamba günü izinli olduğundan haliyle dün gece burada değilmiş. Kayıtlar da bunu destekleyen ibarelere sahip. Şoförün kayıtlarında da bir anormallik yok. Söylediği gibi son çıkışı ev sahipleriyle birlikte olmuş ama bir dakika…

Şoför kayıtlarının tutulduğu kısımda tam tamına on günlük boşluk bulunmakta. Bu boşluk iki ay önce yaşanmış ama onun dışında tüm kayıtlar normal. Bu kayıtların incelenmeden geçilmiş olması imkansız. Ekipteki arkadaşlardan bilgi istesem çok daha iyi olacak sanırım.

Ekipteki arkadaşlar bu boşluğun çalışan değişikliğinden kaynaklandığını söylediler. Eski şoför iki ay önce işten çıkarılmış ve on gün boyunca yerine kimse alınmamış. Şoförün işten çıkarılmasını evin hanımı istemiş. Genelde bu tür işlerle patronlar ilgilenmez mi? Bu konuyu Yıldırım ile konuşsam çok daha iyi olacak sanırım. Eğer haklıysam o mutlaka bir şeyler bulacaktır.

“Yıldırım, kayıt defterini inceledim ve şoförlerle ilgili garip bilgilere ulaştım. Buna bir bakar mısın?”

“Şoförler? Bu evde çalışan tek bir şoför olduğunu sanıyordum. Başka biri daha mı varmış?”

“Çalışan kişi bir ama bir süre önce bir değişiklik olmuş. Eski şoför bundan iki ay önce evin hanımı tarafından işten çıkartılmış. Diğer şoför de bildiğimiz şoför işte. Ama bu işte bir gariplik var. Neden bir çalışanın işten çıkartılma kararını adam vermiyor da kadın veriyor anlamadım. Sence bu mantıklı mı?”

“Bu evde her şey mümkün Bumin. Daha önce konuştuğum şu aksi adamın babası şoförün bir haftadır buralarda dolandığını hatta onunla konuştuğunu söyledi bana ama adam 80 veya 90 yaşında… Aynı zamanda rahatsızlığı varmış. Sık sık bir şeyler uyduruyormuş. Mesela geçen gün bahçedeki iki ağaca karşı komşusunun ismini ve eski şoförün ismini vermiş, üstüne onları sevgili yapmış. Böyle şeyleri çok sık yaparmış ama bunadığı düşünüldüğünden fazla laf edilmezmiş.”

Yıldırım… Yine yakaladığı fırsatı kaçırmış. Bunak olarak nitelendirdiği adam aradığımız bilgiyi bize çoktan sunmuş ama bizimki fark edememiş. Kadının tedirginliği, eşini hiçbir zaman konuşturmamak istemesi, adamın şüphesi, şoförün işten atılması ve “Bay Adalet” denilen evi her şeyin yerini biliyormuş gibi gelip soyması. Gerçekten eski şoför her şeyin sorumlusu olabilir mi?

Ev sahiplerinin yanına gittim. Birisi bulmaca çözerken, öteki yeni yaptırdığı kahvesinden yudumluyordu. Prosedür gereği kadınla tek başıma konuşmak istediğimi belirttim ve adam bulmacasını alıp oradan uzaklaştı. Kadın kahve ikram etmek istedi ama kabul etmedim.

“Sanırım anladın… Benim gibi birisine karşı koyamayacağını anlaman güzel bir şey. Buluşma yeri neresi?”

“Sen nereyi isterdin? Böyle şeyleri her zaman kadınlara bırakırım. Onlar hep güzel yerleri seçerler. Mesela son gittiğiniz tatil yeri enfes bir yer. Sahiliyle, sakinliğiyle, doğasıyla… Her şeyiyle muhteşem.”

“Senin gibi birinin dedektif olduğuna inanamıyorum. Bence sen dedektif olmamalıydın… Yazık etmişsin kendine, çok yazık…”

“Haklısın. Belki şoförün olsaydım her şey daha kolay olurdu öyle değil mi?”

Kadının elleri titremeye başladı. Tam kahvesini yudumlamaya çalışırken gelen bu titreme kahvesinin dökülmesine neden oldu. Ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın şaşkınlığını gizleyemedi. Bir mendille önce ağzını sildi, ardından dökülen kahveyi temizledi. Başını usulca yukarıya doğru kaldırırken gözlerinde korkuyla birlikte nefreti hissettim.

“Kimisi için basit bir şoför. Ama evin hanımı için son derece önemli bir isim. Macera dolu kaçamakların baş aktörü olduğunu sanan birisi. Seni onu kovmaya iten nedeni çok merak ediyorum doğrusu… Yakalanacak olma hissi mi tedirgin etti? Yoksa pişmanlık duyup eşine olan aşkını tazelemek mi istedin? Yoksa aşkı tazelemek olan biteni kapatmak için bir bahane miydi?”

“Ne saçmalıyorsun?!”

“Saçmalıyorum. Ben her zaman saçmalarım, huyum kurusun. Şöyle biraz inceledim. Evdeki en değerli eşyalar nedense bir tek sana ait çıktı. Çalınan eşyaların tümü senin eşyaların. Değerli mücevherler, takılar, elmas işlemeli elbiseler ve daha niceleri. Hepsi senin eşyaların… Fark etmedin değil mi bunu? Eşine ait hiçbir şeyin çalınmamış olduğunu fark edemedin.”

Şaşırmıştı. Başta buna inanmak istemedi ama Yıldırım’ın getirdiği listeyi incelediğinde gerçeklerle yüzleşmiş oldu. Bay Adalet sadece ona ait eşyaları çalmıştı. Gözleri dolmaya başladı ama ağlamamak için direniyordu. Son bir darbe daha yıkılmasını sağlayacaktı. Ne olduğunu anlamadan darmadağın olacak haldeydi.

“Dedektif… Sana özel hayatımı incelemen için izin verildiğini sanmıyorum? Buraya bir hırsızı bulmak adına polislere danışmanlık yapmak için geldin. İşini yap ve o çeneni kapalı tut. Yoksa eşime, mesai arkadaşına ve diğer ekip arkadaşlarına bana sarkıntılık yaptığını ve bunların hepsinin birer uydurma olduğunu söylerim.”

Tehdit edilmek hoş duygudur. İnsanı ürkütür ama aynı zamanda uyandırır. Karşında gözlerinden ateşler çıkarabilen bir güzellik abidesi varken serinkanlı kalmak çok zordur. Tehdit edenin o olması içini acıtır. Rüyalarını süsleyecek bir kadının karşısında eriyip gidebilecek haldeyim ama o beni tehdit etmekle uğraşıyor. Talihsiz kadın…

Elimle iki polis memurunu yanıma çağırdım. Polis memurlarına işaret ettikten sonra yanıma gelen ilk memura evin sahibini çağırmasını söyledim. Ondan sonra gelen ve her halinden göreve yeni başladığı belli olan memuru ise Yıldırım’ın elindeki not defterinden bir sayfa kopararak bir şeyler yazıp gönderdim. Kadın kağıda yazılan şeyi çok merak etmesine rağmen okuma fırsatı bulamamıştı. Biraz daha tedirgin olmasına rağmen beni tehdit ettikten sonra kendini biraz daha rahat hissettiği belli oluyordu.

Adam yavaş yavaş bize doğru yürürken yüzündeki hüzün belirtilerini gizlemeye çalışıyordu. Artık ayakta duramayacak kadar yorgundu. Uyumak istese bile birazdan günlerce uykusuz kalmasına neden olacak şeyleri öğrenecekti. Öğrendikleri kısa sürede öfkeye dönüşecek ve bana saldırmaya çalışacaktı. Kim bilir belki her şeyi sineye çekip hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edecekti…

“Aşk tazelemek öyle değil mi? Bir tatil için son derece iyi bir bahane olsa gerek. Ama bunun bahane olmadığını itiraf etmeliyim. Eşiniz aşkını tazelemek için bu tatili seçti. Çünkü yıllar önce size duyduğu aşkı tutku ve macera karşılığında satılığa çıkarmıştı. Bu eve giren hırsız aynı zamanda eşinizin kalbine girmeyi başaran hırsızdır. Eşiniz sizi aldattı ama pişmanlık duyduğu için ilk fırsatta o adamı çevresinden uzaklaştırmak istedi.”

Adamın gözleri dolmaya başladı. Kolay değil yıllardır yeşertip büyüttüğü sevgisi yavaşça öfkeye ve nefrete dönüşmekteydi. Buna artık istese bile engel olamazdı. Tüm kontrol artık kulaklarında yankılanan sözlerime aitti. O sözlerin içerisinde kendisi yerine tercih edilen adamı arıyordu. Köşe bucak onu kovalıyor ama bir türlü yakalayamıyordu.

“Pişmanlık güçlü bir duygudur beyefendi. Seni çok huzursuz eder ve ne yapacağını bilemezsin. İçten içe seni yakıp yıkar ama anlayamazsın. Eşiniz böyle bir durumdaydı ve ilk yaptığı iş sizden habersiz o adamı çevrenizden uzaklaştırmak oldu. Kim olduğunu merak ediyorsun öyle değil mi? Karşıdaki yaşlı amcaya bir bak… Onunla git konuş, o sana kim olduğunu söyleyecektir.”

“Bir bunak bana ne anlatabilir?”

“Bence kendisi bunak değil bir şahit beyefendi. Her şeyi görmüş ve anlatmış bir isim ama siz muhtemelen yanınızdaki kadına uyup ona bunak demeyi tercih ettiniz. O adam size her şeyi anlatmaya çalıştı ama siz onu görmediniz. Görmemekle kalmayıp dışladınız, bunak dediniz ve belki hakaret ettiniz. Yaşlı amcanın ilk kez bunak olduğunu size bu kadın söyledi öyle değil mi?”

“Doğru…”

“O dün gece bu evdeydi. Sık sık yaptığınız partilerden birisini süs olarak gösterip eşinize ait her şeyi çaldı. Geriye ise rumuzunu içeren bir not bıraktı. Bay Adalet… Bu bir rumuz değil aslında bir mesajdı. Eşinize adalet yerini buldu demek istiyordu. Belki eşiniz o mahrem günlerde elbet bir gün yerini bulacak diye kulağına adalet sözcüğünü fısıldıyordu.”

Çılgına dönmek üzereydi. Yavaşça bahçe kapısına doğru yöneldi. Kafasını yukarıya kaldırdığında ona bakmakta olan yaşlı amcayı gördü. Yaşlı amca ayakta durmakta zorlanıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlarda sadece üzüntü yoktu. Anlatmak istemişti ama kimse ona inanmamıştı. Adam karşıya geçip yaşlı amcanın yanına gitmek isterken polis aracını gördü. İçerisinde az önce benden notu alan polis memuruyla birlikte, üç memur ve bir adam daha vardı. Elleri kelepçeliydi, yüzünden onun kim olduğunu tanımıştı. Eski şoförü…

“Kadın ne olacak Bumin?”

“Hadi gidelim Yıldırım. Bizim burada işimiz bitti. Komiser Yavuz ile konuşup olayın çözüldüğünü bildirelim. Sonra gidelim şu karnımızı doyuralım. Neredeyse akşam olacak. Karnım acıktı. Sen acıkmadın mı?”

“Ben çoktan yemek yedim Bumin. Sen burada kadınla oynaşırken ben komşunun sofrasında misafirdim. Bakma bana öyle. Karnın doymamış olabilir ama gözün doymuştur eminim. Onunla idare edeceksin artık.”

Kaan Karadeniz

26 yaşındayım. Yüksek lisans öğrenimini "Bilgi ve Belge Yönetimi" bölümünde sürdürmekteyim. İki farklı oyun sitesinde içerik yöneticiliği, bir sitede içerik danışmanlığı yapmaktayım. Başarının çaba ile doğru orantılı olduğuna inanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir