Avrupa Birliği Türkiye’yi neden istemiyor?

Avrupa Birliği Türkiye’yi neden istemiyor? Bugün bu soruyu biraz düşündüm, gerçekten bizi neden istemediklerini anlamaya çalıştım. Ardından biraz tarihsel ve politik gelişmelere göz atarak kendimce birkaç geçerli sebep buldum diyebilirim.

Bu yazıda yer alan fikirler tamamen yaşanmış olaylardan ve gelinen mevcut siyasi durumlar üzerinden yapılan çıkarımlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla yazının içerisinde herkesi memnun edebilecek bilgiler yer almayabilir. Belki bazıları bana kızacak ama bu konuyla ilgili yorum yapmadan önce söz konusu ekonomik ve kültürel birliğin bizi istememesini veya kabul etmemesini iyi anlamak gerektiğini düşünmekteyim.

AB Türkiye’yi neden istemiyor?

Bugün gelinen noktada AB ile bağlarımızı tamamen koparacağımız düşünülmektedir. Aslında bu bilgiye pek temas etmek doğru olmaz çünkü işin gerçeği AB, Türkiye’yi hiçbir şekilde bu birliğin içinde istememektedir. Fakat aynı oranda Türkler bu birliğe girmeyi de istememektedirler. Geçmişe dönüp AB ile müzakerelere başladığımız tarihler hatırlanırsa bugün siyasi olarak gelinen noktada “birliğin istediği tarzda demokrasiye” yakın olmaktan çok uzak olduğumuzu ifade edebilirim.

Geçmiş ve Bugün Çok Farklı

Geçmişte manzara çok daha farklıydı. Türkiye adım adım büyüyen, çok çalışan ve gelişmekte olan bir ülke konumundaydı. Sadece ansiklopedik bilgilere bakarak AB’nin 1990 yıllarında kurulduğunu düşünmek yanlış olur, bu birlik 1950 yıllarında kurulmuş olan Avrupa Ekonomi Topluluğu yerine geçmiştir. Bu birlik içerisinde yer alan her ülkenin ekonomik gelişimi birlik içerisindeki ülkelerin birbirine desteğiyle mümkün olmaktadır.

Siyasi olarak geçmişte teokratik yapıdan sıyrılmış bir Türkiye söz konusuydu. Bu işin siyasi tarafıydı elbette ama aynı zamanda işin toplumsal bir yönü de bulunmaktaydı. Türkiye, “Batı tarzı demokrasinin” Müslüman bir ülkede işe yarayabileceğini gösterebilme başarısına sahip olmuştur. Coğrafi konumun önemi aynı zamanda bizim için bir dezavantaj durumundadır. AB hiçbir zaman bu gelişmeleri öncelik olarak görerek bizimle müzakere etme yoluna gitmemiştir. Bizimle bu denli yakın ilişki kurma beklentileri tamamen Türkiye’nin sahip olduğu askeri güçle ilgilidir.

Avrupa Birliği her zaman Türkiye’nin askeri gücünün peşinde olmuş ve bu gücü yanında görmek için zaman zaman ekonomik ve siyasi imtiyazlar tanımıştır. Bunun temel sebebi Türkiye’nin NATO içerisinde yer alan güçlü bir ülke olmasıdır. Bu aynı zamanda Avrupalıların NATO‘daki hakimiyeti Amerika Birleşik Devletleri‘nden alabilmesi anlamına gelmektedir. Peki ne oldu da bu kadar istenilen güç durumundayken Türkiye bir türlü bu birliğe dahil olmayı başaramadı?

Türkiye’den gibi AB’ye girmek için başvuru yapan ama kabul süreçleri olabildiğince hızlı geçen ülkeleri göz önünde bulundurursak aslında cevap ortaya çıkmaktadır. Finlandiya ve İsveç gibi ülkeler birliğe olabildiğince hızlı girmişken Türkiye sürekli olarak kapıda bekletilmiştir. Hatta bugünlerde AB içerisinde Türkiye’ye karşı agresif tutum sergileyenler kendi ülkelerinde seçim kazanma başarısına erişmektedirler. Türkiye yansıması ise ikili krizlerin tarafı olan kişilerin iç politikada istediklerini almasıyla sonuçlanmaktadır. Bunun en iyi örneği 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Referandumu olarak gösterilebilir.

Şartların Zorluğu Büyük Mesele

İstersen AB’ye girme taraftarı ol, istersen bu birliği düşman ilan et hiç fark etmez. Gerçeği hiçbir şekilde değiştiremezsin. Bugünün şartlarında AB’nin ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’nin şartlarını karşılaması mümkün değildir. Aynı şekilde Türkiye’nin AB’nin istediklerini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Bu gerçeği görebildiğin sürece “AB Türkiye’yi neden istemiyor?” sorusunu daha kolay cevaplayabilirsin.

Türkiye’nin birliğe girebilmesi için AB’nin siyasi olarak bunu kabul etmesi gerekmektedir. Türkiye düşünülenin aksine AB’deki ülkelere göre büyük bir ülkedir. AB çatısı altında yer alan ülkeleri incelersen eğer nüfus bakımından farklılıkları görebilirsin. Bugün Türkiye’yi birliğe kabul edecek olanlar gelecekte Avrupa’ya doğru büyük göçlerin yaşanmasını kabul etmek zorundadır. AB, İngiltere’nin “Brexit” sürecinin hasarlarını toparlamadan Türkiye ile tekrardan görüşmeye dahi yanaşmayacaktır.

Geçmişi unutmamak lazım. Türkiye kültürel olarak bu birlikte yer alan ülkelerden tamamen farklıdır. Türkiye, Osmanlı Devleti‘nin devamıdır ve aynı zamanda birlikte yer alan ülkelerin çoğuyla geçmişte savaşmıştır. Dünya genelinde “milliyetçilik” veya “ırkçılık” gibi düşüncelerin artış gösterdiği bir noktada Türkiye’nin kapıda bekletilmeyip içeriye alınacağını düşünmek fazlasıyla iyimser olmak anlamına gelmektedir.

En Büyük Sorun: Nüfus

Tekrar tekrar üstünü çizmek gerekmektedir. Türkiye’nin nüfusu bu birliğin içerisinde yer alan ülkelere nazaran çok daha büyüktür. Hemen örnek vermek gerekirse birliğe alınan en son ülkelerden birisi Hırvatistan‘ın nüfusu yaklaşık 4.5 milyon civarındadır. Birliğin en son üyelerinden olan Romanya‘nın nüfusu ise 21 milyon, Bulgaristan’ın nüfusu ise 7.5 milyon civarındadır.

AB’de en çok söz sahibi olan ülkeleri düşündüren durumlardan birisi budur. Bir diğeri ise Türkiye’nin dünya tarafından tehlikeli bölgeler olarak nitelendirdiği ülkelere Irak ve Suriye ile sınır komşusu olmasıdır. Türkiye’nin birliğe katılması demek bu birliğin “her yere özgürce hareket etmek ve haklardan faydalanmak” ilkesinin işlemesi anlamına gelecek, Türkiye’nin vatandaşı olanlar da muhakkak bunlardan faydalanmayı isteyeceklerdir. Avrupa’nın en büyük çekincelerinden birisi bu meseledir.

Bu meselenin gerisinde çözümlenebilir sorunlar olarak görülen bir başka konu daha bulunmaktadır. Bu konu “Kıbrıs Meselesi” olarak bildiğimiz durumdur. Eğer hatırlamıyorsan hatırlatmak isterim Kıbrıs Cumhuriyeti olarak bilinen ve Türkiye’nin Rum kesimini tanımadığı ülke 2004 yılında AB’ye katılmayı başarmıştır. Türkiye’nin birliğe girebilmesi için öncelikle bu resmi problemi çözmesi gerekmektedir. Arka planda kalan bir diğer konu ise Avrupalıların sürekli olarak gündemde tutmak istedikleri “Sözde Ermeni Soykırımı” meselesidir.

Şimdi dönüp resmi kaynaklardan aday ülkeleri inceleyebilirsin. Aday ülkeler arasında Arnavutluk, Bosna & Hersek ve Karadağ gibi Müslüman nüfusunun yoğun olarak bulunduğu ülkeler yer almaktadır. AB’ye göre Türkiye de Müslüman nüfusunun yoğun olduğu bir ülkedir. Şahsi fikrime göre radikal değişiklikler yaşanmazsa yukarıda sözünü ettiğim üç ülke ve hatta sonradan aday olma başarısını gösterecek Kosova bile Türkiye’den önce bu birliğe katılacaktır.

Kaan Karadeniz

26 yaşındayım. Yüksek lisans öğrenimini "Bilgi ve Belge Yönetimi" bölümünde sürdürmekteyim. İki farklı oyun sitesinde içerik yöneticiliği, bir sitede içerik danışmanlığı yapmaktayım. Başarının çaba ile doğru orantılı olduğuna inanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir