Sisli bir gecenin ardından bastıran fırtına ile iptal edilen seferler
Benim yarıda bırakmak zorunda kaldığım hayallerime benzerler
Bir anda onlarca gemi ile dolup taşar limanın kıyıları
Demir atarak beklemeye koyulurlar fırtınanın dineceği o anı…

Onlarla kendimi bir tutamayacak kadar küçüktüm gözlerde
Haklıydılar aslında, ben onlar gibi duramazdım saatlerce suyun üzerinde
Yüzmeyi bilmediğimi utana utana söylerim bu limanın kıyısına her geldiğimde
Bana kızıpta onlarca kişiyi mahrum bırakmasınlar diye…

Nitekim anlarlar içlerinde yürekleri bulunmasa dahi beni
Koca şehri inletircesine çalıverir gemiler sirenlerini
İstanbul suskun akşamında birden hareketleniverir
Gelen kişi kendi şehrinde sevdiğini bulamayan bir gençtir…

Sorumlusu bendim şehri ayağa kaldıran bu yankılı sesin
O yük olağanca haliyle bana emanet edilmişti
Taşımak, sahip çıkmak ve hatta benimsemek gerekirdi
Her ne kadar belli olmasada adresi; gideceği son yerin…

Uzun bir yolculuk olacağını söyler dururdu eski yolcular
Gözlerimden akacak her yaşı bir sır gibi saklamam gerektiğini,
Senin gözlerine dalıp gittiğimde onları yad etmemi söylerlerdi
Bir kuyruklu yıldız gibi gelip geçmişti gözümün önünden o anlar…

Zamanı geldiğinde hatırlarım o anları ve yine ağlarım durmadan
Eski yolcuların yanına yanaşır selam veririm kıyısında bu limanın
Pürüzlü ve yankılı sesiyle emrini verir İstanbul Limanı:
Hadi durmayın, hep birlikte çalın o hüzünlü şarkıyı…