Bazen çıkış yolu bulamıyorum kendime, içinde hapsolduğum dakikalarda. Gözlerimi alıkoyamıyorum duvarlarımı süsleyen hayali resimlerinden. Odamın rengini dahi unuttum seni düşleyip kederlenmekten. Kararlıyım bu sefer son bulana kadar buradayım, hapsettim kendimi dört duvar arası renksiz odama. Ne bir yabancı, ne de bir dost girebilir kapıdan içeri. Belki sadece sen… Ya da resimlerde olduğu gibi senin hayalin. Bu beni o dakikalardan kurtarmaya yeterdi. Peki ya sonrası? Sadece seni düşlemek gün boyu… Geceyi unutmak, bir anda gündüze çevirmek günün her dakikasını… Her anı seninle beraber geçirmek, her düşünceye seni katmak ve uzun bir süreyi benden uzakta seni anarak geçirmek…

İster miydin böyle biri olsun hayatında? Söküp atamadığın, ne zaman çıkıp geleceği belli olmayan bir sevdalıyı tutabilir miydin sen tertemiz kalbinde. Bana hiç bakma, gözlerini benden uzak tut bu soruyu sorduğumda. Çünkü ben senin kadar beyaz olamazdım. Benim rengim hafif griye benzer, az da olsa içinde kötülük vardır. Bencilliğimden olsa gerek ya da bir anlık duygulara kapılıp ileriyi mahvedebilecek kadar kör oluşumdan. Hataydı işte bu, büyük bir hata… Satırlar boyu yazıp sayfaları tek tek çöpe atabileceğim bir hataydı. Üstüne düşünmekten kaçındığım, kendimi griden siyaha yönlendirebilecek kadar tehlike doluydu. Onu temizlemek gelir miydi elimden? Onu unutturmak mümkün kılınabilir miydi? Uzun zamandır bunu düşünüyorum. “Elimden gelenin en iyisini yaparım.” diyen çok olur ya bu hayatta bende diyebilirdim aslında ama yorgundum, bitkindim… Seninle ayakta durabiliyordum, koltuk değnekleri yerine senin kollarını kullanıyordum ve sende çekince kollarını…

Rüyanın sonuna doğru bırakılmıştım. Sadece uyanmam gerekiyordu artık. Gözlerimi tekrardan dünyaya açarak ayağa kalkıp yürümem gerekiyordu. Onca yükü sayende üzerimden attığım için şükrederken tekrardan tek başıma kaldığımı kabul etmem gerekiyordu. Uyandığımda yanı başımda bir çiçek gördüm. Beyaz ile gri arasıydı ama rengi belirlenemeyecek kadar soluktu. “Renksiz Çiçek” dedim ben ona ve belki kök salar diye saksıya ekip koydum baş ucuma… Sana hediye edeceğim onu çünkü artık ona bir renk gerekli… Seni gördüğünde yapraklarını havaya dikebilecek kadar beyaz mı olmalı? Yoksa seni her gördüğünde yapraklarından damla damla su akıtabilecek kadar gri mi?