Archive for Haziran, 2010

Facebook’un Yeni Rakibi Google !

0

Google Wave, Google’ın bir tür sosyal paylaşım ağıydı ancak onlar direkt olarak bu platformu bu amaca yönelik kullanmadılar. Google tabanında yer alan uygulamaları, servisleri ve daha bir çok yapılanmayı Google Wave ile bütünleştirip yollarına devam etmek istediler. Ancak başarı sağlanamadı…

Ardından Google Buzz ortaya çıktı. O da aynı amacı taşıyordu. Bir çeşit sosyal paylaşım ağıydı ama minik bir sosyal paylaşım ağı. Google Buzz’dan beklenti büyüktü ama onda da başarı sağlanamadı…

Google iki kez sosyal paylaşım ağı türü bir servisi hayata geçirip başarısız olsa da pes edecek gibi gözükmüyor. Bir takım söylentilere göre Google, Google Me adında yeni bir hizmeti yakın zamanda kullanıcılara açıklayabilir. Bu hizmetin tek rakibinin ise direkt olarak Facebook olması bekleniyor…

Google’ın Kozu ve Facebook’un Dezavantajı : Kullanıcılar !

Google, internet dünyasında kullanıcılara en verimli şekilde hizmet sağlayabiliyor. Bunun sebebi ise kullanıcıları merkeze alması ve onların görüşlerine, isteklerine cevap verebilmesidir. Bunun en büyük örneği Google Chrome internet tarayıcısıdır. Firefox’tan “çok ağır” diye şikayet eden kullanıcıların fazlalaştığı bir dönemde Google, Chrome internet tarayıcısını duyurmuştu. Bugüne bakıldığında ise Firefox ile Chrome arasında ki kullanım oranının zaman ilerledikçe azaldığı net bir şekilde görülmektedir. Mozilla bu durumdan elbette hoşnut değildir ama buna rağmen Google’ı karşısına almamış aynı zamanda yanında olduklarını da ifade etmemiştir. Anlayacağınız onların ortak rakipleri Internet Explorer yani Microsoft. Durum böyle oldukça da bu tarafsızlık hali devam edecektir.

Google Me hizmeti hakkında elimizde pek fazla bilgi yok ancak Google ve Facebook hakkında yeteri kadar bilgiye sahibiz. Google ne yapıp edip kullanıcıları memnun etmeyi başaracaktır, Facebook kullanıcılarının bir bölümü ise zaten Facebook’tan memnun değiller. Onların Facebook’u kullanmalarının tek sebebi yakınları ile olan iletişimi bırakmak istememeleridir. Ancak bu istek Facebook’un bırakılamayacağını garanti eden bir durum değildir.

Facebook için en popüler sosyal paylaşım ağı yakıştırmasını yapmak artık çok kolay. Nedendir bilinmez ama internet kullanıcıların çoğu Facebook’u kullanır. Bazısının genel amacını üstlerini çizerek söylemek gereklidir. (Bunun için Facebook ile ilgili yazılarımıza göz atabilirsiniz.) Bazı kullanıcıların sebebi ise gerçekten Facebook’un “kuruluş” amacına yöneliktir. Nitekim, Facebook’un sosyal paylaşım ağı olarak ön planda bulunmasını ise başarılı bir şekilde planlanmış reklam politikasına bağlayabiliriz. Yoksa bu alanda en iyisi o değil. MySpace gibi yılların eskitemediği sosyal paylaşım ağını es geçemeyiz.

Facebook’un popüler olduğu bir alana giriş yapacak olan Google’ın tek rakip olarak Facebook’u göreceğinden şüphemiz yok. MySpace veya Twitter gibi diğer sosyal paylaşım ağları ile uğraşacağını pek düşünmüyoruz. Nitekim Mozilla-Google arasında yaşananlara benzer bir olayın Google-Twitter-MySpace üçlemesinde de yaşanmasını bekliyoruz.

Bunun dışında sizlere aktarmak istediğimiz ufak bir de not var: Google, Chrome tarayıcısı ile sağladığı başarıyı Google Me servisi ile de sağlayacaktır. Bunun sebebi ise hizmetleri kullanıcıya sunmalarında yakaladıkları en doğru zamanlamalardır. Son aylarda bir çok kullanıcının Facebook’u bıraktığınıda göz önünde bulundurursak böyle bir hizmetin yakında duyurulabileceğini ve başarı sağlanabileceğini düşünüyoruz. Google Me hizmeti duyurulursa “Google, Facebook ile başa çıkabilecek mi?” bunu bekleyip göreceğiz.

Cep Telefonları ve İnsan Sağlığı

0

Son günlerde en çok tartışılan konulardan birisi olan cep telefonları için kimi araştırmacılar “Çok tehlikeli!” diyor, kimi araştırmacılar ise “Kalıcı etkileri yok…” diyerek geçiştiriyor. Peki bunlardan hangisi doğru? Bunu araştırmak elbette bizim işimiz değil ama yapılan araştırmaları takip edip sizlere bilgi sunmak bizim işimiz. Bu yazımızda cep telefonlarının insan sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin boyutlarını sizlerle paylaşacağız. Bununla birlikte cep telefonu denen elektronik cihazı “Nasıl en verimli şekilde kullanabiliriz?” bunu sizlerle paylaşmayı umuyoruz.

Normal Telefonlar Yetersiz Miydi?

Cep telefonu, portatif bir alet. Yani kişisel ihtiyaçlara cevap verebilecek bir konumda. Aynı zamanda en yaygın iletişim araçlarından bir tanesi. Bu da onun en büyük jokeri. Kablolar ile evin bir köşesinde duran normal ev telefonları ise portatif değiller. Onların en büyük dezavantajıda bu. Tüm bu mantıksal döngüleri bir araya toplarsak normal telefonun yeterli olduğunu ancak kullanılabilirlik açısındansa cep telefonunun daha iyi bir puan elde edebileceğini söyleyebiliriz.

Cep telefonunun  kullanılabilirlik açısından normal telefonlara göre daha iyi bir puan elde etmesi onun çok iyi olduğunu göstermez. Kılıç bir silahtır ama yeri geldiğinde kalemde bir silahtır. Hatta kullanmasına bilen için en etkili silahtır kalem. Tahribat ya da hasar (zarar) gücü ise kılıçtan düşüktür. Bu durumda sırf tahribat gücü yüksek diye kılıçın kalemden daha üstün bir silah olduğunu söylemek doğru olmayacaktır.

Bize göre böyle… Size göre neler değişir onu bilemiyoruz…

İnsan Sağlığına Etkileri

Aslında cep telefonlarının sağlık açısından etkisini ikiye ayırmak gerekir. Birincisi doğaya etkisi, ikincisi ise insana etkisi… Doğaya etkisini yazmaya kalkarsan onu anlatmaya kelimeler yetmez, her teknolojik cihazın verdiği cihaz ile eş değer niteliklere sahip olduğunu varsayarsak burada cep telefonundan gireriz sonucunda bilgisayardan, televizyondan çıkarız. Bu yüzden direkt olarak insan sağlığına değinmek istiyoruz.

  1. Kanser, Alzheimer, Parkinson ve Beyin Hücrelerinin Ölmesi : Alıştıra alıştıra söylemek gerekiyordu biliyorum… Gerçekler insana her zaman acı gelebilir ama gerçeği öğrenipte önlemler alabilmekte psikolojik olarak insanı rahatlatır, ruhsal olarakta dinlendirir. Sözü uzatmadan konuya dönmek istiyorum. Kullanmış olduğumuz cep telefonları bugün kanserin en iyi yardımcısıdır, beyin hücrelerini öldürmede en iyi askerdir, Alzheimer (Hafıza kaybı) ve Parkinson (Tedavisi bulunmayan felç benzeri bir hastalık) hastalıklarının en iyi dostudur. Sanırım kısacası olayın boyutunu en iyi şekilde size açıklayabilmişizdir.
  2. Baş Ağrısı, Görme Bozukluluğu ve İşitme Engeli : Maddelere ayırdığım rahatsızlıkların yükünü hissedebiliyorum ama iç karartan bir sonuç olsa da doğru olanı sizlerle paylaşmak zorundayım. SMS (Short Message Service – Kısa Mesaj Servisi) ve Oyun gibi görsel ögelerin uzun süre kullanımı baş ağrısına neden olmaktadır. Bununla birlikte göz yorulmasınıda tetiklemektedir. Telefon içerisinde yer alan sesli ögelerin uzun süreli kulak ile yakın mesefede bulundurulmasıda kısa dönem (!) içerisinde işitme engeline (kalıcı veya geçici) sebep olabilir.

İnsan sağlığına etkileri bu kadar… Çok azmış ya neler varmış sırasıyla toparlayarak yazalım : ” Kanser, Alzheimer, Parkinson, Beyin Hücrelerinin Ölmesi, Baş Ağrısı, Görme Bozukluluğu, İşitme Engeli. ” …

Şimdi sizin için tek tek ele alacağım bunları…

  1. Kanser : Kanser… En ölümcül hastalıklardan bir tanesi. Tedavisi yok denebilecek düzeyde. Araştırmalar sürdürülüyor. Bir bakıma bünyesi güçlü olan kişi kanseri yenebiliyor ama bünyesi zayıfsa bir kişinin işte o zaman bu hastalık karşısında çaresi kalmıyor. Böyle bir hastalığa kim yakalanmak ister ki? Yakını kanser olan tüm herkese Allah’tan acil şifalar diliyorum. Allah yardımcınız olsun.
  2. Alzheimer : Hafıza kaybı… Kişide geri dönüşlerin yaşanması, dün ile bugünün birbirine karışması ve dahası. Halkın dilinde bu hastalık bir çeşit delilik. Tedavisi uzun süreli, tıpkı etkisi gibi…
  3. Parkinson : Felç benzeri bir hastalık. İlerleyici bir özellik taşımaktadır. Tam tedavisinin olduğunu söylemek güçtür. Cerrahi yöntemler bulunsada en yaygın tedavi yöntemi ilaçlardır. İlaçların yan etkilerini, getirdiklerini ve götürdüklerini yazmaya kalkarsak biraz daha içiniz kararacaktır bundan emin olabilirsiniz.
  4. Beyin Hücrelerinin Ölümü : Beyin hücrelerinin ölümü demek beyin fonksiyonlarının yürütüldüğü merkezin savunmasının yok olması demektir. Bu durumda beyin her türlü hastalığa açık kapı bırakacaktır. Bu da sizin için siyah renk mobilyadır. Üzerine toz konduğu zaman hemen kendini belli eder…
  5. Baş Ağrısı : Bunun en tipik örneği migren rahatsızlığıdır. Bir yığın ilaç kullanılır o baş ağrısını geçirebilmek için. Kısa süreli baş ağrılarını bir süre savuşturabilirsiniz ama baş ağrısı uzun süreli ise sizler ilaçlara mahkum kalırsınız.
  6. Görme Bozukluluğu : Gözlerimizin görmediğini düşünmek sanırım en açıklayıcı yöntem olacaktır. Bunun üzerine daha fazla bir şey yazmak istemiyorum. Allah görme engelli olan herkesin yardımcısı olsun…
  7. İşitme Engeli : Etrafınızda bir sürü sesler bulunsada siz bunları işitemiyorsunuz… Bunuda sadece düşünün yeterli. Allah işitme engelli olan herkesin yardımcısı olsun…

Cep Telefonunun Zararını Minimuma İndirmek

Yukarıda toplam yedi adet rahatsızlığı sizlere açıkladım. Bunlardan birine bile yakalanmayı kimse istemez. Bu yüzden cep telefonunu kullanmayı öğrenmeliyiz. Bize verdiği zararı minimuma indirmek zorundayız. Bunun için neler yapabiliriz bunlara bir göz atalım… Umarım sizin için hazırladığımız rehberi beğenirsiniz.

  1. Cep telefonu ile konuşmalarınızı kısa kesmelisiniz.
  2. Cep telefonununu mümkün olduğunca kulağınızdan uzak tutun. Eğer varsa mikrofon kullanın.
  3. Cep telefonlarınızın vücudunuz ile direkt olarak temas etmesine engel olun.
  4. Cep telefonu satın alırken güvenilir markaları tercih edin. Çünkü bilinmeyen ya da uyduruk bir markaya ait telefonun SAR değeri güvenilir markalardan daha yüksektir. Bu yükseklik elektromanyetik ışınların vücüdunuza verdiği zararı arttırır.
  5. SAR değeri düşük telefonlar tercih edilmelidir.
  6. Cep telefonunda oyun oynamamaya özen gösteriniz.
  7. Cep telefonunuzun bataryalarını seçerken orijinal batarya kullanmaya özen gösteriniz.
  8. Batarya ile direkt temastan kaçınınız.
  9. Cep telefonunu uzun süre elinizde tutmayınız.
  10. Hamile olan bayanlar cep telefonu kullanmamalıdırlar.
  11. Cep telefonları kesinlikle bebeklerden uzak tutulmalıdır.
  12. Kalp rahatsızlığı olan kişilerin yanında cep telefonları kullanılmamalıdır.
  13. Elektronik aletlerden uzak tutulmalıdır. Eğer etrafta herhangi bir elektronik alet bulunuyorsa cep telefonu kullanılmamalıdır.
  14. Uyuma esnasında cep telefonları uzak mesafelere konulmalıdır.
  15. Yağmurun sağınak bir şekilde yaydığı zamanlarda cep telefonları kapalı tutulmalıdır.

Artık İstesekte Kurtulamayız…

Artık istesekte kurtulamayız… Cep telefonu ve insan ilişkisini anlatmanın en kolay yolu budur sanırım. Yine sizlere yardımcı olabilmek için uğraş verdik. Umarım bu isteğimizde başarılı olabilmişizdir. Lütfen sağlığınızı tehlikeye atacak durumlardan uzak durunuz…

Hayat “Değişmez”,”Yenilenmez” ve Hayatın “Yenisi Elde Edilemez” …

0

Başlığa yazınca sanki duygusal bir konuya değinecekmiş gibi hissettim kendimi. Nitekim öyle de olabilir aslında ama bu konu aşk, sevgi, duygu gibi konulardan uzak bir şey sadece bireyselliğinizi düşündürecek bir konu. Amacım bir kişiye akıl vermek veya onu yönlendirmek değil. Amacım sadece düşüncelere etki etmek. Bunu da var olduğum tabiata kendimi borçlu hissettiğimden yapıyorum. Kendimi bildiğimden ve kendimizi bilmemiz gerektiğinden. Umarım bu yazı bazı düşüncülerinize etki eder ve bir kez daha kendinizi gözden geçirirsiniz…

Amacınız Eğlence Olmalı, Hiç Bir Cihazı Kendiniz Olarak Görmemelisiniz…

Bu konu altında yazdıklarıma katılıp, katılmamak sizin elinizde. Belki yazdıklarım mensup olduğum dini inancın bir getirisi belki de sadece zırvalıyorum burada. İnsanoğlu olarak insan olduğumuzu hatırlamamız gerekli. Bu yüzden de düşünceler bu yöne doğru çekilmeli veya hareketlendirilmelidir. Teknolojik gelişmeler birbirini izleyebilir ama doğrudan doğruya insana etki edenler, insanı insan olmaktan çıkartan gelişmelerdir.

Bugün elimiz altında yer alan bilgisayarlar, cebimizden eksik olmayan cep telefonları ve daha nicesi… Bu tip icatları yapan kişilere ve bu tip icatların geliştirilmesine yardımcı olan kişilere saygım sonsuz. Bu icatları ilk ortaya atan kişiler işin bu noktaya geleceğini düşünmemişlerdir belki de ama artık durdurulamaz bir kasırganın içerisinde kökünden koparılmış ağaçlarız bizler…

Mistik Bir Bakış Açısı Bazen Gereklidir…

Bir çoğumuzun evinde masaüstü, dizüstü veya tablet biçiminde yer alan teknolojik alet olan bilgisayarlar vardır. Bunları iletişim için kullanıyoruz, eğlence için kullanıyoruz, işlerimizi halletmek için kullanıyoruz ve vakit öldürmek için kullanıyoruz. Yeniden inkar etmeyeceğim değerli bir icattır bilgisayar, ama gelişme gösterdikçe malesef ki insanı değersizleştirmeye başlamıştır…

Araştırma yapılsın bugün bir çok kişinin paranoyak olduğu görülecektir. Bir çok kişinin de psikolojik dengesi bozulmuştur. Bilgisayarları hayat felsefesi olarak görmeye başlayan çok kişi vardır. İşte bu düşünce insanı insanlıktan çıkartan en önemli niteliktir. Bilgisayarlar hayat felsefesi olmamalıdır, insanlar bilgisayarları eğlence için kullanmalıdır. Bazen de işlerini kolaylaştırmak için…

Gelecek nesillere göz atıyorumda hepsinin bu noktaya gelebileceğini düşünüyorum. Eğer bilgisayarı yaşam felsefeleri haline getirirlerse, bilgisayarda alacakları en ufak bir zarar onların zihinlerinde veya psikolojik durumlarında bir zedelenmeye yol açacaktır. Örneğin; bilgisayarın bir parçası yanlış çalışsa veya bozulmuş olsa bu kişi için hayat tamamı ile son noktaya doğru kaymıştır. Acabalar ile boğuşmaya başlar, bir sürü neden oluşturmaya çalışır kendinde ve bir sürüde çözüm. Bir çoğunu dener ama başarısız olur… Son noktaya geldiğini düşünür. Elinin altında bulunan bu teknolojik alet üzerinde hayatını yaşayan bu kişilik o olmadığı zaman kendini çıplak hisseder. İşte böyle kişiler için bir çok şey anlamını yitirmiştir… Duygular, hisler, gelecek olgusu ve düşünce yapısı… Hepsi zarar görmüştür ve malesef onarılması çok güçtür…

Örneği değiştirecek olursak; bugün bilgisayar kullanıcılarının büyük bir bölümünün korktuğu ve çekindiği bir konuya denk geliriz. Bir site veya oyunda ki üyeliğin kaybedilmesi veya çalınması. Elbette kötü bir duygudur bu, elbette kimse yaşamak istemez. Ama unutulan, her zaman zihinde son sıraya atılan bir şey vardır. O da çalınan veya kaybedilen üyeliklerin yeniden alınabilmesidir. Kullanıcı bunu düşünemez, neden düşünemez diye soracak olursanız söyleyeyim çünkü bu kullanıcılar için bilgisayar ve internet yaşam kaynağı haline gelmiştir. Yani aslında onlar ölü noktada yer alırlar. Ne kendilerini farkederler ne de başkalarını…

Bugün dünya üzerinde yer alan insanların büyük bölümünün ahiret ya da daha açık bir ismiyle öteki dünya, öbür dünya inancı vardır. Yani biz hayata gözlerimizi yumduğumuzda aslında gerçek olan hayata doğru yöneleceğiz. Yaşamış olduğumuz bu fani dünya da bir çok şeyi geride bırakarak bahsettiğim gerçek hayatı yaşamaya başlayacağız. Peki biz bu hayatı sonlandırdığımızda sahip olduğumuz tüm fani şeyler son bulacaksa bir materyalde yer alan veya bir elektronik devre içerisinde yer alan bir şeylerin kaybedilmesi, çalınması veya söz konusu materyallerin bozulması gibi bir durumlar bize ne şekilde zarar verebilecektir? Biz ne kaybedeceğiz bunun sonucunda? Bizler neler kazanacağız? Geri getirebilir bir olgunun niteliği bu kadar önemli mi olmalıdır? Yoksa neticesinde gerçek hayata kayıplar içerisinde başlamanın getireceği o hazin sonu beklemek mi daha kıymetlidir? Bunun kararını sizlere bırakıyorum…

Kendinize Gelmelisiniz…

Bu konuyu bu kadar uzattım ama toparlayarak sonucu size belirtmek istiyorum. Bugün kullandığımız bilgisayar ve internet sizin için yaşam felsefesi olmamalıdır. Bilgisayar ortamında bir üyeliğiniz çalınabilir, ama yenisini elde edebilirsiniz. Bilgisayar ortamında bilgileriniz çalınabilir, ama yenisini elde edebilirsiniz veya o bilgileri yeniden toparlayabilirsiniz. Bilgisayarınızın bir parçası bozulabilir, ama zaten en fazla 4-5 sene sizi götürecek olan bu cihaz günü geldiğinde değiştirilecektir. Ama hayatınızı “yenilemek”, “toparlamak”, “yenisi elde edebilmek” veya “değiştirebilmek” mümkün olmayacaktır. Bu yüzden bilgisayar ve internet sizin için bir eğlence kaynağı olsun… Kendinizi bilin, imkanlarınızı bilin ve farkında olun ona göre hareket edin. Oturupta bilgisayar başında günün 15 – 20 saatini harcamak gibi bir saplantınız olmasın. O zaman dünya üzerinizdeki hayatınızı öldürürsünüz ve öteki dünya (öbür dünya, ahiret) hayatınıza da zarar vermiş olursunuz…

Oyun ve oyunculuk üzerine

0

İlk yazımı yazmak için klavye başındayım.Öncelikle herkese selam zira yeniyiz ilk yazımız adettendir ilk yazıda herkese bir selam verilir.Selam kısmını hızlı geçip hemen konumuza girmek istiyorum.

Konu aslında biraz benle biraz sizle biraz dünyayla kısaca herkesle alakalı.Aramızda oyun oynamayan arkadaşlarımız varsa(eline hiçbir konsol veya klavye mosue almayan)onlar için sadece oyun oynamalarını tavsiye ediyorum.Oyun bir oyuncu için zaman geçirme meşgalesi değilde bir tutkudur aslında.Bir oyunu oynamak onu bitirmek ve bitirdikten sonra son videoyu yada emeği geçenleri izlemek bir oyuncu için vazgeçilmesi zor bir mutluluktur.Bu mutluluğun kesintiye uğramaması için saatler boyu pc ekranına baktığımız zamanlarda ailelerimizin bize karşı geliştirdikleri ve her gün artırdıkları ses tonları bizim için aslında ninnidir.Pc başında geçirilen onca saatten sonra uykunun gelmişliği ve arkadan avaz avaz bağıran aile bireyinin sesinin en geç 10 dakika içinde duyulmaz hale gelip uykuya dalış.Bir oyuncunun her zaman karşılaştığı aile tepkisidir.

Oyun başında saatler geçiriyoruz.Peki bu saatler nasıl geçiyor?Bir oyun oynanmak  için mi yoksa bitirilmek için mi oynanır?Oyun oynarken asıl amaç nedir ne değildir?Ben dilim döndüğümce bu sorular üzerinden birşeyler anlatmak istiyorum.Bunun sebebi bir kaç arkadaşımın bitirdiği oyun sayısıyla övünüp bak sabaha kadar oynadım bitirdim ne haber diyerek öldürdükleri vakitlerin değersizliğini kanıtlamak.Öldürdükleri vakit diyorum çünkü arkadaşların yaptıkları oyun oynamak değil vakit öldürmek olmuş.

Oyun pc ye yüklendiği andan itibaren artık oyuncunun elinin altındadır.Oynanmak için masaüstünde yahut “oyun” klasörünün içerisinde bekler.Oyun new game dedikten sonra loadingler de bitip artık içeriğiyle oyuncunun karşısına geçtiği andan itibaren artık oyuncu oynun içindedir.Örneğin bir FPS.Silah ele alınmış ve adımlar atılıyor.Düşman karşıda ve ilk kurşun atıldıktan sonra oyuncu artık oyunla başbaşadır.

Bir FPS yahut TPS RPG MMORPG yahut cart curt .Ne olursa olsun bir oyunun mutlaka bir hikayesi vardır.Zaten önemli olanda vurulan adamların değişik açılardan vurulması değilde oyundaki karakterin amacı doğrultusunda vurulması.Örneğin bir splinter cell’in hikayesi bilinmeden saldırı yaptığınızda tabiki alarmdan ve öldürülmekten kurtulamazsınız.Demekki oyunun önce hikayesi öğrenilmeli.Nerden öğrenilebilir konusunu oyun kendisi vermekte. Yakın dönemde oyun firmaları sinematiklere önem vermekte.Bu sinematikler ingilizce bilmesek bile bizlere sadece görüntülerindeki efektlerle bile oyunun hikayesini vermekte.Bir diğer yardımcı kaynak tabiki google amcadan başkası değil.Oyun sitelerindeki ön incelemeler veya oyunun resmi internet sitesindede oyunun konusu az da olsa anlaşılmaz da olsa verilmekte.

Bir takım arkadaşlar işte bu konudan yoksun olarak oyunu oynadıklarından sadece bitirmeye yönelik oyunu oynamaktalar ve sonra da kendi çaplarında havalar atarak karşısındaki kişi üzerinde baskı kurmaya çalışmaya çalışarak kendilerini küçük düşürmekteler.Önemli olan o oyunu sabaha kadar bitirmek değil sabaha kadar oynayabilmektir.Sabaha kadar oynayıp bitirmekle övünmek değil kafadaki soru işaretleriyle uyuyamayıp tekrar oynayabilmektir.

Çoğu oyun ortalama 6-8 saat kadar sürmekte arkadaşlar.Tüm detayıyla oynandığında bu süre belki 10-12 saate çıkar.Örneğin Prince Of Persia.Hikayesi olan bir oyun.Yalın kılıç oynayarak bitiremeyeceğiniz kadar da hikayesine bağlı sabaha kadar oynasanız hikayesini bilmediğiniz için bitiremeyeceğiniz bir oyun.Hatta işi ibir ileri seviyeye getirelim.Oyuncu olan birisi kendini benim gözümde yardımsız olarak Prince Of Persia’yı bitirdiği zaman  kanıtlar.

Neden böyle düşünüyorum.Bulunduğum yer sebebiyle çok insanla tanıştım.Çoğu daha pc ye oyun yükleyemeyip oyuncu olduğunu lafta kanıtlayan insanlardı.Oyun ismi sayarak.Bu tipleri eleye eleye gerçekten oyuncu sayısını keşfettim.Benim dışımda bir arkadaş daha.Onu nasıl keşfettiğim konusunu yukarıda belirttim Prince Of Persia.

Hayat bizi ne yana sürüklerse sürüklesin pc mizde nasıl problemler olursa olsun bir oyuncu oyun oynamak isterse cep telefonunda 105 kontöre kıyar gene oynar.Bir otobüs yolculuğum sırasında canım sıkıldı ve need for speed oyununu telefonuma indirdim.105 kontörüm gitti.Yol boyunca oynadım oyun bittiğinde benim sadece 20 dakikalık yolculuğum kalmış,keyfim yerinde ve telefonum düşük şarj alarmı veriyordu.Kısmet dedim gidince şarj ederim.Neticede ufak tefek şeyler bunlar.

Oyun oynamak kolaydır.Elinizde artık ne varsa klavye+mosue kombinasyonuyla oynarsınız.Bir yeri geçemediğinizde google amcaya oyun adı+hile yazarsınız binlerce oyun sitesi ve yüzlerce hile arasından ölümsüzlük ve sınırsız cephaneyi seçersiniz artık ne saklanmanıza gerek kalmıştır nede şarjör değiştirmenize sıkın mermileri düğünümüz var edasıyla ateş açarsınız ve duvarlara isminizi yazarsınız.Sonrada o oyunu bitirmiş sıfatıyla başka oyuna geçersiniz.O oyun bitmiş midir?Oyunun tadını almış mısınızdır? Yahut o oyunu oynamış mısınızdır? Kararlar sizde sniper elinizde sadece başkanı alnının çatısından vurabilirsiniz yada en yakın korumasını vurup başkan kaçmadan başkanı vurursunuz oyun heyecan demektir seçim sizin.

Gecenin bir saati yazdığım bu yazının okunma saati her halde sadece geceleri olmaz o yüzden yazıyı okuyan herkese teşekkürlerimi iletir sağlıklı ve mutlu zamanlar geçirmesini dilerim.

Grisayfalar’da yeni bir yazar: USŞ!

2

Oyun dünyasında “Eskilerden kim kaldı be” dediğimiz anlarda Umut Selim beliriyor karşımızda. Evet evet. Eskilerden kalanlar arasında Umut Selim’de var. Ve artık bugünden itibaren blogumuzun bir yazarı. Başta oyun olmak üzere hemen her konuda bizlerle olacak. Kendisine ve Grisayfalar’a hayırlı olsun diyoruz.

Urfa’nın Fethi

0

Urfa… Türkiye coğrafyasında bulunan bir il. Diğer iller gibi oda bizim için oldukça önemlidir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan bu il halk arasında Peygamberler Şehri olaran nitelendirilmektedir. Bu yazımızda Urfa’nın nasıl Türk hakimiyetine girdiğini sizlere anlatmaya veya aktarmaya çalışacağız. Umarız ki bunda başarılı olur ve Urfa hakkında sizlere önemli bilgiler kazandırırız. Eğer konu içerisinde yanlışlarımız olursa lütfen Urfa’da yaşayan veya Urfalı olan okuyucularımız hatalarımızı yorum yaparak bizlere bildirsinler…

Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Urfa’nın Fethi

Urfa’nın fethi yani Türk hakimiyetine girişi Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanına denk gelmektedir. Bu dönemde imparatorluğun başında Sultan Melikşah bulunmaktadır. İmadü’d-devle Bozan (Bozan Bey), Melikşah devrinin büyük kumandanlarındandır. Nitekim kendisini Melikşah’ın en önemli emirlerinden bir tanesi olarak nitelendirsek hata etmeyiz.

Bozan Bey, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda önemli görevler üstlenmiş bir kumandandır. İlk önceleri Sultan Melikşah’ın memlüküdür. Bu nedenle zaman zaman kendisine köle kumandan diyenlerde olmuştur. Ancak Bozan Bey kendisine verilen emirleri (birisi dışında, bunu ilerde göreceğiz ) eksiksiz yerine getirmiştir.

Anadolu Selçuklu Sultanı Süleymanşah’ın, Tutuş ile girdiği muharabede öldürülmesinin ardından Kuzey Suriye’de karışıklık baş göstermiştir. Sultan Melikşah bu karışıklığa son vermek için Bozan Bey, Emir Porsuk ve Aksungur’u görevlendirmiştir. Bozan Bey, Harran’a (yani Urfa’ya) geldiği vakit karşısına Urfa hakimi Barsama çıkmıştır. Ancak savaş yapılmadan Melikşah’a elçi gönderip Urfa’nın teslim edileceğini bildirmiştir. Bunun üzerine Melikşah bir Amid’i Urfa’ya göndermiştir. Bu Amid, oradaki halkın parasını ve malını elinden alınca Barsama şehri geri alıp, teslim etmekten vazgeçmiştir.

Sultan Melikşah bu olaya kayıtsız kalamazdı. Nitekim tekrardan Bozan Bey’i önemli birliklerin başına geçirerek Urfa’yı fethetmeye göndermiştir. Bozan Bey, Urfa’ya gelip şehri üç aylık bir süre için kuşatma altında tutmuştur. Kuşatma olan şehire dışarıdan yardım gelememesi üzerine halk Urfa hakimi Dük Barsama’ya isyan etmiştir. Dük Barsama çaresiz kaldığından Bozan Bey’e sığınmak istemiştir. Bu amaçla kale surlarından aşağı atlamış; omurga kemiğini kırılmıştır. Dük Barsama, Bozan Bey’in yanına getirildikten bir kaç gün sonra hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine şehrin ileri gelenleri 28 Şubat 1087 tarihinde Urfa’yı Bozan Bey’e teslim etmişlerdir.

Bozan Bey, Urfa’yı ele geçirdikten sonra şehrin yağmalanmasına izin vermedi. Sultan Melikşah bu başarının ardından Bozan Bey’i Urfa valisi olarak görevlendirmiştir. Bozan Bey, şehrin yönetimini Salar Huluk isimli bir kumandana vermiştir.

Urfa’nın fethinden sonra Sultan Melikşah Suriye bölgesinde bir düzenlemeye gitmiştir. Kuzey Suriye bölgesini, Suriye bölgesine hakim olan Tutuş’a teslim etmemiştir. Aksungur’u Haleb’te, Yağısıyan’ı Antakya’da, Bozan Bey’i de Urfa’da görevlendirerek bu bölgeyi direkt olarak imparatorluğa bağlı tutmuştur. Burada ki amaç Tutuş’un daha fazla güçlenmesini engellenemek ve tamamı ile Suriye bölgesine hakimiyetini engellemektedir.

Sultan Melikşah, Bozan Bey’i kendisine isyan eden Gence valisi Fadlun’un üzerine göndermiştir. Bozan Bey, bu isyanı da başarılı bir şekilde sonlandırmıştır. Daha sonra Bozan Bey, İznik seferinde de görevlendirilecektir…

Bozan Bey’e Verilen Son Emir ve Ölümü

Sultan Melikşah’ın ölümü ile birlikte Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda taht kavgası cerayan etmiştir. Bundan sonra Tutuş ve Berkyaruk taht mücadelesine girişeceklerdir. İlk sultanlığını ilan eden kişi Tutuş olmuştur. Nitekim, Bozan Bey’de Aksungur ile birlikte ilk başlarda Tutuş’un safında yer almıştır. Sultan Melikşah’ın oğlu Berkyaruk kendisinin sultan olmasını gerektiğini söyleyerek ortaya çıkınca Bozan Bey ve Aksungur saf değiştirerek Berkyaruk’un tarafına geçmişlerdir.

Bundan sonra ki dönemlerde Tutuş ile Berkyaruk’un mücadeleleri ön plana çıkacaktır. 1094 yılında Haleb’in yakınlarında Tutuş’un ordusu ile Aksungur ve onun yardım isteği üzerine bölgeye gönderilen Bozan Bey ve Gürboğa’nın orduları karşı karşıya geleceklerdir. Bu savaşta ilk saldırıyı Aksungur yapacaktır, ancak bilinmeyen bir sebepten ötürü Bozan Bey ve Gürboğa saldırıda bulunmayacaktır Aksungur esir düşecek ve öldürülecektir. Bunun üzerine muharebe kaybedilecek ve Halep’e sığınılacaktır. Ardından Halep’i ele geçirecek olan Tutuş, Bozan Bey’i esir ederek öldürtecektir.

Anlaşılacağı üzere Berkyaruk, Bozan Bey’e son emrini verdiği taktirde o saldırıda bulunmayacak ardından esir düşüp öldürülecektir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu emrinde olan Bozan Bey o güne kadar her emri eksiksiz yerine getirmiştir nitekim yerine getirmediği son emir onun hayatına mal olacaktır…

Kaynak : Paydaş, Kazım . Büyük Selçuklu Devleti Kumandanlarından Urfa Fatihi Bozan Bey, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi (156), Haziran 2005, s. 75-81.

Google’da Yasaklılar Listesinde!

3

Burası Türkiye… Sanırım bu söyleme artık hepimiz alıştık. Çünkü burada erişim için gerekli şartları yerine getirmek, geometride ” Çemberde Alan ” gibi bir konuyu çözmek ile eşdeğer nitelikte. YouTube yasaklanmıştı hem de yıllar önce… Gerekçeside sunulmuştu interneti yeni yeni kavrayabilen milletimize. Sonra bir furya esti geçti, Youtube’a giriş için yapılması gerekenler diye ve şimdi de Google…

Haziran ayının başlarından itibaren Google’a ait IP adreslerinden bir kaçı “Hukuksal Nedenler” çerçevesinde yasaklandı. Bu “Hukuksal Nedenler” Google firması ile telekomünikasyon kurumu arasında olan bir mesele. Peki burada kullanıcının günahı ne? Bu sorunun gerçekten ne olduğunu kimse bilmiyor ancak kullanıcının çok büyük sıkıntılar çektiği kesin. Şimdi gelelim bu “Hukuksal Nedenler” kullanıcının nerelere erişimini engellemiş durumda onlara göz atalım…

1. Google Ana Sayfası

Eğer farkettiyseniz Google ana sayfasına (Google.com.tr) erişmek istediğiniz zaman sayfa tam olarak açılamıyor. Google’ın aramalarda yardımcı olarak kullandığı kelimeler arama esnasında karşınıza çıkmıyor. Bu demek oluyor ki bu kısımda erişim problemi yaşıyoruz. Yanlış aramaların yanlış sonuçlar doğurabileceğini hatırlatalım…

2. Google Translate

Bir çok dil desteği ve ileri düzey çeviri imkanı sağlayan bu Google hizmetide malesef devre dışı kalmış durumda. Google Translate yardımı ile bir çok işini halledebilen öğrenci, öğretmen, eğitmen, iş adamı veya daha basite indirgeyecek olursak kullanıcı aksaklıklar ile boğuşmak zorunda ya da farklı bir hizmet kullanmak zorunda. Yahoo ? Babylon ?

3. Google Groups

Kısacası “Hukuksal Nedenler” kapsamında engellenmiş olan bir diğer Google hizmeti. Malesef şu anda ona da erişim sağlanamıyor…

4. Google Analytics

Site tasarımcılarının, site sahiplerinin veya bir sitede görevli kişinin olmazsa olmazlarından Google Analytics hizmetide malesef devre dışı. Engellenmesi ile pek çok siteye erişimde zorluk çıkartması, şu an kullanıcılara da en çok sıkıntı çektiren hizmet…

5. Google Toolbar

Pek çok program ile birlikte öntanımlı olarak yüklenebilen Google Toolbar’a sahipseniz bir çok siteye erişimde aksaklıklar çekeceğinizi belirtmemizde yarar var. Çünkü erişiminiz ya yarıda kesilecek ya da erişim için dakikalarca beklemek zorunda kalacaksınız…

Burası Türkiye…

Bu söylem bence bizim kalıplaşmış olan deyimlerimiz arasına girmelidir. Türk Dil Kurumu “Burası Türkiye” sözcüklerini “Meydana gelen bir olay karşısında şaşkınlık yaşamamak” manasında Deyimler Sözlüğüne eklemelidir. Bizim önerimiz bu yöndedir, sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz gerçekten çok merak ediyoruz…

Go to Top