Archive for Haziran, 2010
Facebook’un Yeni Rakibi Google !
0Google Wave, Google’ın bir tür sosyal paylaşım ağıydı ancak onlar direkt olarak bu platformu bu amaca yönelik kullanmadılar. Google tabanında yer alan uygulamaları, servisleri ve daha bir çok yapılanmayı Google Wave ile bütünleştirip yollarına devam etmek istediler. Ancak başarı sağlanamadı…
Ardından Google Buzz ortaya çıktı. O da aynı amacı taşıyordu. Bir çeşit sosyal paylaşım ağıydı ama minik bir sosyal paylaşım ağı. Google Buzz’dan beklenti büyüktü ama onda da başarı sağlanamadı…
Google iki kez sosyal paylaşım ağı türü bir servisi hayata geçirip başarısız olsa da pes edecek gibi gözükmüyor. Bir takım söylentilere göre Google, Google Me adında yeni bir hizmeti yakın zamanda kullanıcılara açıklayabilir. Bu hizmetin tek rakibinin ise direkt olarak Facebook olması bekleniyor…
Google’ın Kozu ve Facebook’un Dezavantajı : Kullanıcılar !
Google, internet dünyasında kullanıcılara en verimli şekilde hizmet sağlayabiliyor. Bunun sebebi ise kullanıcıları merkeze alması ve onların görüşlerine, isteklerine cevap verebilmesidir. Bunun en büyük örneği Google Chrome internet tarayıcısıdır. Firefox’tan “çok ağır” diye şikayet eden kullanıcıların fazlalaştığı bir dönemde Google, Chrome internet tarayıcısını duyurmuştu. Bugüne bakıldığında ise Firefox ile Chrome arasında ki kullanım oranının zaman ilerledikçe azaldığı net bir şekilde görülmektedir. Mozilla bu durumdan elbette hoşnut değildir ama buna rağmen Google’ı karşısına almamış aynı zamanda yanında olduklarını da ifade etmemiştir. Anlayacağınız onların ortak rakipleri Internet Explorer yani Microsoft. Durum böyle oldukça da bu tarafsızlık hali devam edecektir.
Google Me hizmeti hakkında elimizde pek fazla bilgi yok ancak Google ve Facebook hakkında yeteri kadar bilgiye sahibiz. Google ne yapıp edip kullanıcıları memnun etmeyi başaracaktır, Facebook kullanıcılarının bir bölümü ise zaten Facebook’tan memnun değiller. Onların Facebook’u kullanmalarının tek sebebi yakınları ile olan iletişimi bırakmak istememeleridir. Ancak bu istek Facebook’un bırakılamayacağını garanti eden bir durum değildir.
Facebook için en popüler sosyal paylaşım ağı yakıştırmasını yapmak artık çok kolay. Nedendir bilinmez ama internet kullanıcıların çoğu Facebook’u kullanır. Bazısının genel amacını üstlerini çizerek söylemek gereklidir. (Bunun için Facebook ile ilgili yazılarımıza göz atabilirsiniz.) Bazı kullanıcıların sebebi ise gerçekten Facebook’un “kuruluş” amacına yöneliktir. Nitekim, Facebook’un sosyal paylaşım ağı olarak ön planda bulunmasını ise başarılı bir şekilde planlanmış reklam politikasına bağlayabiliriz. Yoksa bu alanda en iyisi o değil. MySpace gibi yılların eskitemediği sosyal paylaşım ağını es geçemeyiz.
Facebook’un popüler olduğu bir alana giriş yapacak olan Google’ın tek rakip olarak Facebook’u göreceğinden şüphemiz yok. MySpace veya Twitter gibi diğer sosyal paylaşım ağları ile uğraşacağını pek düşünmüyoruz. Nitekim Mozilla-Google arasında yaşananlara benzer bir olayın Google-Twitter-MySpace üçlemesinde de yaşanmasını bekliyoruz.
Bunun dışında sizlere aktarmak istediğimiz ufak bir de not var: Google, Chrome tarayıcısı ile sağladığı başarıyı Google Me servisi ile de sağlayacaktır. Bunun sebebi ise hizmetleri kullanıcıya sunmalarında yakaladıkları en doğru zamanlamalardır. Son aylarda bir çok kullanıcının Facebook’u bıraktığınıda göz önünde bulundurursak böyle bir hizmetin yakında duyurulabileceğini ve başarı sağlanabileceğini düşünüyoruz. Google Me hizmeti duyurulursa “Google, Facebook ile başa çıkabilecek mi?” bunu bekleyip göreceğiz.
Hayat “Değişmez”,”Yenilenmez” ve Hayatın “Yenisi Elde Edilemez” …
0Başlığa yazınca sanki duygusal bir konuya değinecekmiş gibi hissettim kendimi. Nitekim öyle de olabilir aslında ama bu konu aşk, sevgi, duygu gibi konulardan uzak bir şey sadece bireyselliğinizi düşündürecek bir konu. Amacım bir kişiye akıl vermek veya onu yönlendirmek değil. Amacım sadece düşüncelere etki etmek. Bunu da var olduğum tabiata kendimi borçlu hissettiğimden yapıyorum. Kendimi bildiğimden ve kendimizi bilmemiz gerektiğinden. Umarım bu yazı bazı düşüncülerinize etki eder ve bir kez daha kendinizi gözden geçirirsiniz…
Amacınız Eğlence Olmalı, Hiç Bir Cihazı Kendiniz Olarak Görmemelisiniz…
Bu konu altında yazdıklarıma katılıp, katılmamak sizin elinizde. Belki yazdıklarım mensup olduğum dini inancın bir getirisi belki de sadece zırvalıyorum burada. İnsanoğlu olarak insan olduğumuzu hatırlamamız gerekli. Bu yüzden de düşünceler bu yöne doğru çekilmeli veya hareketlendirilmelidir. Teknolojik gelişmeler birbirini izleyebilir ama doğrudan doğruya insana etki edenler, insanı insan olmaktan çıkartan gelişmelerdir.
Bugün elimiz altında yer alan bilgisayarlar, cebimizden eksik olmayan cep telefonları ve daha nicesi… Bu tip icatları yapan kişilere ve bu tip icatların geliştirilmesine yardımcı olan kişilere saygım sonsuz. Bu icatları ilk ortaya atan kişiler işin bu noktaya geleceğini düşünmemişlerdir belki de ama artık durdurulamaz bir kasırganın içerisinde kökünden koparılmış ağaçlarız bizler…
Mistik Bir Bakış Açısı Bazen Gereklidir…
Bir çoğumuzun evinde masaüstü, dizüstü veya tablet biçiminde yer alan teknolojik alet olan bilgisayarlar vardır. Bunları iletişim için kullanıyoruz, eğlence için kullanıyoruz, işlerimizi halletmek için kullanıyoruz ve vakit öldürmek için kullanıyoruz. Yeniden inkar etmeyeceğim değerli bir icattır bilgisayar, ama gelişme gösterdikçe malesef ki insanı değersizleştirmeye başlamıştır…
Araştırma yapılsın bugün bir çok kişinin paranoyak olduğu görülecektir. Bir çok kişinin de psikolojik dengesi bozulmuştur. Bilgisayarları hayat felsefesi olarak görmeye başlayan çok kişi vardır. İşte bu düşünce insanı insanlıktan çıkartan en önemli niteliktir. Bilgisayarlar hayat felsefesi olmamalıdır, insanlar bilgisayarları eğlence için kullanmalıdır. Bazen de işlerini kolaylaştırmak için…
Gelecek nesillere göz atıyorumda hepsinin bu noktaya gelebileceğini düşünüyorum. Eğer bilgisayarı yaşam felsefeleri haline getirirlerse, bilgisayarda alacakları en ufak bir zarar onların zihinlerinde veya psikolojik durumlarında bir zedelenmeye yol açacaktır. Örneğin; bilgisayarın bir parçası yanlış çalışsa veya bozulmuş olsa bu kişi için hayat tamamı ile son noktaya doğru kaymıştır. Acabalar ile boğuşmaya başlar, bir sürü neden oluşturmaya çalışır kendinde ve bir sürüde çözüm. Bir çoğunu dener ama başarısız olur… Son noktaya geldiğini düşünür. Elinin altında bulunan bu teknolojik alet üzerinde hayatını yaşayan bu kişilik o olmadığı zaman kendini çıplak hisseder. İşte böyle kişiler için bir çok şey anlamını yitirmiştir… Duygular, hisler, gelecek olgusu ve düşünce yapısı… Hepsi zarar görmüştür ve malesef onarılması çok güçtür…
Örneği değiştirecek olursak; bugün bilgisayar kullanıcılarının büyük bir bölümünün korktuğu ve çekindiği bir konuya denk geliriz. Bir site veya oyunda ki üyeliğin kaybedilmesi veya çalınması. Elbette kötü bir duygudur bu, elbette kimse yaşamak istemez. Ama unutulan, her zaman zihinde son sıraya atılan bir şey vardır. O da çalınan veya kaybedilen üyeliklerin yeniden alınabilmesidir. Kullanıcı bunu düşünemez, neden düşünemez diye soracak olursanız söyleyeyim çünkü bu kullanıcılar için bilgisayar ve internet yaşam kaynağı haline gelmiştir. Yani aslında onlar ölü noktada yer alırlar. Ne kendilerini farkederler ne de başkalarını…
Bugün dünya üzerinde yer alan insanların büyük bölümünün ahiret ya da daha açık bir ismiyle öteki dünya, öbür dünya inancı vardır. Yani biz hayata gözlerimizi yumduğumuzda aslında gerçek olan hayata doğru yöneleceğiz. Yaşamış olduğumuz bu fani dünya da bir çok şeyi geride bırakarak bahsettiğim gerçek hayatı yaşamaya başlayacağız. Peki biz bu hayatı sonlandırdığımızda sahip olduğumuz tüm fani şeyler son bulacaksa bir materyalde yer alan veya bir elektronik devre içerisinde yer alan bir şeylerin kaybedilmesi, çalınması veya söz konusu materyallerin bozulması gibi bir durumlar bize ne şekilde zarar verebilecektir? Biz ne kaybedeceğiz bunun sonucunda? Bizler neler kazanacağız? Geri getirebilir bir olgunun niteliği bu kadar önemli mi olmalıdır? Yoksa neticesinde gerçek hayata kayıplar içerisinde başlamanın getireceği o hazin sonu beklemek mi daha kıymetlidir? Bunun kararını sizlere bırakıyorum…
Kendinize Gelmelisiniz…
Bu konuyu bu kadar uzattım ama toparlayarak sonucu size belirtmek istiyorum. Bugün kullandığımız bilgisayar ve internet sizin için yaşam felsefesi olmamalıdır. Bilgisayar ortamında bir üyeliğiniz çalınabilir, ama yenisini elde edebilirsiniz. Bilgisayar ortamında bilgileriniz çalınabilir, ama yenisini elde edebilirsiniz veya o bilgileri yeniden toparlayabilirsiniz. Bilgisayarınızın bir parçası bozulabilir, ama zaten en fazla 4-5 sene sizi götürecek olan bu cihaz günü geldiğinde değiştirilecektir. Ama hayatınızı “yenilemek”, “toparlamak”, “yenisi elde edebilmek” veya “değiştirebilmek” mümkün olmayacaktır. Bu yüzden bilgisayar ve internet sizin için bir eğlence kaynağı olsun… Kendinizi bilin, imkanlarınızı bilin ve farkında olun ona göre hareket edin. Oturupta bilgisayar başında günün 15 – 20 saatini harcamak gibi bir saplantınız olmasın. O zaman dünya üzerinizdeki hayatınızı öldürürsünüz ve öteki dünya (öbür dünya, ahiret) hayatınıza da zarar vermiş olursunuz…
Oyun ve oyunculuk üzerine
0İlk yazımı yazmak için klavye başındayım.Öncelikle herkese selam zira yeniyiz ilk yazımız adettendir ilk yazıda herkese bir selam verilir.Selam kısmını hızlı geçip hemen konumuza girmek istiyorum.
Konu aslında biraz benle biraz sizle biraz dünyayla kısaca herkesle alakalı.Aramızda oyun oynamayan arkadaşlarımız varsa(eline hiçbir konsol veya klavye mosue almayan)onlar için sadece oyun oynamalarını tavsiye ediyorum.Oyun bir oyuncu için zaman geçirme meşgalesi değilde bir tutkudur aslında.Bir oyunu oynamak onu bitirmek ve bitirdikten sonra son videoyu yada emeği geçenleri izlemek bir oyuncu için vazgeçilmesi zor bir mutluluktur.Bu mutluluğun kesintiye uğramaması için saatler boyu pc ekranına baktığımız zamanlarda ailelerimizin bize karşı geliştirdikleri ve her gün artırdıkları ses tonları bizim için aslında ninnidir.Pc başında geçirilen onca saatten sonra uykunun gelmişliği ve arkadan avaz avaz bağıran aile bireyinin sesinin en geç 10 dakika içinde duyulmaz hale gelip uykuya dalış.Bir oyuncunun her zaman karşılaştığı aile tepkisidir.
Oyun başında saatler geçiriyoruz.Peki bu saatler nasıl geçiyor?Bir oyun oynanmak için mi yoksa bitirilmek için mi oynanır?Oyun oynarken asıl amaç nedir ne değildir?Ben dilim döndüğümce bu sorular üzerinden birşeyler anlatmak istiyorum.Bunun sebebi bir kaç arkadaşımın bitirdiği oyun sayısıyla övünüp bak sabaha kadar oynadım bitirdim ne haber diyerek öldürdükleri vakitlerin değersizliğini kanıtlamak.Öldürdükleri vakit diyorum çünkü arkadaşların yaptıkları oyun oynamak değil vakit öldürmek olmuş.
Oyun pc ye yüklendiği andan itibaren artık oyuncunun elinin altındadır.Oynanmak için masaüstünde yahut “oyun” klasörünün içerisinde bekler.Oyun new game dedikten sonra loadingler de bitip artık içeriğiyle oyuncunun karşısına geçtiği andan itibaren artık oyuncu oynun içindedir.Örneğin bir FPS.Silah ele alınmış ve adımlar atılıyor.Düşman karşıda ve ilk kurşun atıldıktan sonra oyuncu artık oyunla başbaşadır.
Bir FPS yahut TPS RPG MMORPG yahut cart curt .Ne olursa olsun bir oyunun mutlaka bir hikayesi vardır.Zaten önemli olanda vurulan adamların değişik açılardan vurulması değilde oyundaki karakterin amacı doğrultusunda vurulması.Örneğin bir splinter cell’in hikayesi bilinmeden saldırı yaptığınızda tabiki alarmdan ve öldürülmekten kurtulamazsınız.Demekki oyunun önce hikayesi öğrenilmeli.Nerden öğrenilebilir konusunu oyun kendisi vermekte. Yakın dönemde oyun firmaları sinematiklere önem vermekte.Bu sinematikler ingilizce bilmesek bile bizlere sadece görüntülerindeki efektlerle bile oyunun hikayesini vermekte.Bir diğer yardımcı kaynak tabiki google amcadan başkası değil.Oyun sitelerindeki ön incelemeler veya oyunun resmi internet sitesindede oyunun konusu az da olsa anlaşılmaz da olsa verilmekte.
Bir takım arkadaşlar işte bu konudan yoksun olarak oyunu oynadıklarından sadece bitirmeye yönelik oyunu oynamaktalar ve sonra da kendi çaplarında havalar atarak karşısındaki kişi üzerinde baskı kurmaya çalışmaya çalışarak kendilerini küçük düşürmekteler.Önemli olan o oyunu sabaha kadar bitirmek değil sabaha kadar oynayabilmektir.Sabaha kadar oynayıp bitirmekle övünmek değil kafadaki soru işaretleriyle uyuyamayıp tekrar oynayabilmektir.
Çoğu oyun ortalama 6-8 saat kadar sürmekte arkadaşlar.Tüm detayıyla oynandığında bu süre belki 10-12 saate çıkar.Örneğin Prince Of Persia.Hikayesi olan bir oyun.Yalın kılıç oynayarak bitiremeyeceğiniz kadar da hikayesine bağlı sabaha kadar oynasanız hikayesini bilmediğiniz için bitiremeyeceğiniz bir oyun.Hatta işi ibir ileri seviyeye getirelim.Oyuncu olan birisi kendini benim gözümde yardımsız olarak Prince Of Persia’yı bitirdiği zaman kanıtlar.
Neden böyle düşünüyorum.Bulunduğum yer sebebiyle çok insanla tanıştım.Çoğu daha pc ye oyun yükleyemeyip oyuncu olduğunu lafta kanıtlayan insanlardı.Oyun ismi sayarak.Bu tipleri eleye eleye gerçekten oyuncu sayısını keşfettim.Benim dışımda bir arkadaş daha.Onu nasıl keşfettiğim konusunu yukarıda belirttim Prince Of Persia.
Hayat bizi ne yana sürüklerse sürüklesin pc mizde nasıl problemler olursa olsun bir oyuncu oyun oynamak isterse cep telefonunda 105 kontöre kıyar gene oynar.Bir otobüs yolculuğum sırasında canım sıkıldı ve need for speed oyununu telefonuma indirdim.105 kontörüm gitti.Yol boyunca oynadım oyun bittiğinde benim sadece 20 dakikalık yolculuğum kalmış,keyfim yerinde ve telefonum düşük şarj alarmı veriyordu.Kısmet dedim gidince şarj ederim.Neticede ufak tefek şeyler bunlar.
Oyun oynamak kolaydır.Elinizde artık ne varsa klavye+mosue kombinasyonuyla oynarsınız.Bir yeri geçemediğinizde google amcaya oyun adı+hile yazarsınız binlerce oyun sitesi ve yüzlerce hile arasından ölümsüzlük ve sınırsız cephaneyi seçersiniz artık ne saklanmanıza gerek kalmıştır nede şarjör değiştirmenize sıkın mermileri düğünümüz var edasıyla ateş açarsınız ve duvarlara isminizi yazarsınız.Sonrada o oyunu bitirmiş sıfatıyla başka oyuna geçersiniz.O oyun bitmiş midir?Oyunun tadını almış mısınızdır? Yahut o oyunu oynamış mısınızdır? Kararlar sizde sniper elinizde sadece başkanı alnının çatısından vurabilirsiniz yada en yakın korumasını vurup başkan kaçmadan başkanı vurursunuz oyun heyecan demektir seçim sizin.
Gecenin bir saati yazdığım bu yazının okunma saati her halde sadece geceleri olmaz o yüzden yazıyı okuyan herkese teşekkürlerimi iletir sağlıklı ve mutlu zamanlar geçirmesini dilerim.
Grisayfalar’da yeni bir yazar: USŞ!
2Oyun dünyasında “Eskilerden kim kaldı be” dediğimiz anlarda Umut Selim beliriyor karşımızda. Evet evet. Eskilerden kalanlar arasında Umut Selim’de var. Ve artık bugünden itibaren blogumuzun bir yazarı. Başta oyun olmak üzere hemen her konuda bizlerle olacak. Kendisine ve Grisayfalar’a hayırlı olsun diyoruz.
